Geçtiğimiz haftalarda şans eseri bir şekilde bir arkadaşım aracılığıyla duydum Beykent Çizgi'yi. En yakın çizgi roman dükkanına 1,5 saat uzaklıkta olduğumdan dolayı bu haberi büyük bir heyecanla karşıladım. İlk fırsatta da Beykent Çizgi'yi ziyaret ettim. Beylicium'un içinde en üst katta bulunan bir standdan oluşma Beykent Çizgi. Ancak içerisinde Türkçe olarak basılmış comicsinden mangasına, frankofonundan fumettisine her şey bulmak mümkün.  

Gayet sıcak bir insan olan Ali Yılmaz tarafından işletilmekte Beykent Çizgi. Hem merkezi bir yerde açılmamasıyla hem de standdan oluştuğundan ve herkese çizgi roman okutmak için illa da büyük dükkanlar açmak gerekmediğini gösterdiğinden dolayı büyük bir örnek teşkil etmekte. Avcılardan Büyükçekmeceye imkanı olan herkesin ilk fırsatta gidip uğramasını tavsiye edip, yazının röportaj kısmına geçeyim. 

Beykent çizginin iletişim hesapları:


1- Çizgi romanla bir tanışma hikayeniz var mı? Ne zamandır  çizgi roman okuyorsunuz?

47 yaşımdayım ve 13 yaşımdan beri çizgi roman okuyorum. Çizgi romana başlama sebebim ise babamdır. Kardeşimle birlikte bir hastalık geçirmiştik, o zaman zarfında canımız sıkılmasın diye babam bize çizgi roman getirmiş. Tommiks ve Jericho. İlk okuduğum çizgi romanlardır. Onlarla birlikte çizgi roman okumaya başlamış oldum. Daha sonra Tarkan ve Karamurat gibi farklı çizgi romanları da keşfedip okumaya başladım. O günden beridir de çizgi roman okuyorum ve bir yerden sonra çizgi romanları takas yoluyla değiş tokuş etmeyi bırakıp çizgi romanları biriktirmeye başladım.

Yaklaşık on senedir koleksiyon yapmakla uğraşıyorum. Bildiğiniz gibi Türkiye'de çizgi roman yayıncılığı 1985'ten sonra durma noktasına geldi. Daha sonra tekrar iki binlerde tekrardan yayınlanmaya başladı. Doğan Egmont öncülük etti. Zagor, Martin Mystere ve Dylan Dog gibi serileri çıkarttı. Ki Dylan Dog korku ögeli bir çizgi romandır. O dönemde Teksas, Tommiks'e alışmış Türk okuyucusu için oldukça şaşırtıcı bir seri oldu. Tabii yine de o dönemde yayınlanmadan önce bilenler de vardı. 
                                                      
Doğan Egmont bu yayınları fazla uzun sürdürmedi.Yaklaşık on küsür sayı yayınladı. Daha sonra Doğan Egmont'tan bayrağı Aksoy Yayıncılık aldı. Onlarda yaklaşık on beş sayı Teksas ve Zagor gibi serileri yayınladı. Daha sonrasında devreye Lal Yayıncılık girdi ve bu şekilde çizgi roman yayınlanmaya devam etti. Bahsettiğim bu dönemde çıkan çizgi romanların neredeyse tamamı kütüphanemde mevcut. Evimde yaklaşık üç bin çizgi roman var. Tanışmam, okumaya ve biriktirmeye başlamam bu şekilde gelişti. 

2- Çizgi roman dükkanı açmanızda etkili olan düşünceler neydi? Bu kararı tam olarak ne zaman aldınız?

Bir çizgi roman platformunun sahibiydim. Oradaki arkadaşlarımızın bazıları İstanbul dışında olduğundan çizgi roman edinmede sıkıntılar yaşıyorlardı. Tabii üç beş sene öncesinde internet satıcılığı hem bu kadar gelişmemişti hem de bu kadar gündemde değildi. Bu nedenden dolayı da bahsettiğim arkadaşlar çizgi roman temininde sıkıntı yaşıyorlardı. Ben de yayınevlerinden aldığım çizgi romanları belli bir komisyon ücreti koyarak o arkadaşlara ulaştırmaya başladım. Aslında bakarsak ana fikir buradan çıktı. Dört beş senedir hala çizgi roman gönderdiğim arkadaşlar var. Bu şekilde başladım, gerisi geldi zaten.



3-Çizgi roman üzerine satış yapan birçok yer genellikle daha merkezi alanları tercih ediyor, bu bir gerçek. Peki sizin benzer tutuma yönelmemenizde etkili olan hususlar neler oldu?

Dükkanı burada açma nedenim, geçtiğimiz Tüyap Kitap Fuarlarında bu çevrede oturan gençlerin çizgi roman dükkanlarına göstermiş olduğu yoğun talep. Yayınevleri ile bir samimiyetim olduğundan dolayı onların çizgi roman standlarında bulundum. Bunun sayesinde okuyucu kitlesini gözlemleme fırsatı buldum. Bu çevredeki gençlerin talebini de görünce dükkanı bu çevrede açmaya karar verdim.

4-Dükkanın açılmadan önce ve açıldıktan sonra yaşadığı zorluklar oldu mu? Ya da herhangi bir destek alabildiniz mi?

Malesef bir destek alamadık. Belediyeyle birlikte bir etkinlik düzenledik ancak belediye gerekli desteği göstermedi. Kendi çabalarımızla bir şeyler yapmaya çalıştık. Yaşadığımız zorluklar olarak da mekan bulmada açacağımız yeri belirlemede ve kitap temininde zorluklar yaşadık. Onun haricinde pek bir sıkıntı yok. Yeter ki gönüller bir olsun. Bu işi yapmaya hevesli olduktan sonra bir şekilde yürüyor.


5-Son zamanlarda ülkece ekonomik sıkıntılar yaşıyoruz, çizgi roman üzerinden konuşacak olursak, bunun tıpkı her alanda olduğu gibi çizgi roman okurunun da üzerinde olumsuz bir etkiye sebep olduğunu gözlemliyoruz. Yeni açılmış bir dükkan olarak, bu sizi nasıl etkiledi?

Ekonomik durum tabii ki herkesi etkiledi. Çizgi roman ucuz bir şey değil. Ciddi rakamlara ulaşabiliyor. Çizgi roman takip eden kitle daha çok öğrencilerden oluştuğu ve bu öğrencilerinde aileden destek alarak çizgi roman aldıklarını düşünürsek bu durum tabii ki bizi etkiliyor. Eskiden üç kitap alabilen şimdilerde bir kitap alabiliyor ya da bazı serileri erteleyerek almaya çalışıyor. Hatta belki de bir çok insan okumuyor artık çizgi roman almayı bıraktı. 

6-Biraz daha işin içine girecek olursak, okurların genellikle tercih ettiği türler neler?

Bizim zamanımızda fumettiler vardı. Daha sonra iki binlerden sonra fumettiler çizgi romanın ikinci doğuşunda da ye aldıktan sonra, günümüzde yerini comics ve mangaya bıraktı. mangalarda ciddi bir rakam var üç bin dört bin satan mangalar çok fazla var. Comicslerde de on bin-on beş bini gören comicsler oluyor. Genel olarak bu şekilde comics ve manga ağırlıklı bir dağılım var piyasada.


7-Peki bugün ülkemizde basılmamış bir çizgi romanı tavsiye edecek olsanız, hangi seriyi veya kitabı tavsiye ederdiniz? Neden?

Benim gönlümde her zaman frankofonların ayrı bir yeri vardır. Frankofonları okumayı seviyorum. Eğer kendim bir yayın yapsam frankafon yayınlamaya çalışırdım. Çünkü artık piyasa comics ve fumettilere doydu. Fumetti adına yayınlabilecek neredeyse her şey yayınlandı. Comicsler zaten bazı yayınevlerinin tekelinde. Onların arasından sıyrılmak zaten sıkıntılı. 

Bir de Frankafon mevzusu var. Bence frankofon içerisinde çok güzel seriler barındıran bir hazine. Bence gençlerin de ilgilerini biraz da olsa frankofona kaydırmaları gerek.

8-Türk çizgi romanları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye de malesef üretim sıkıntımız var. Çok güzel çizerlerimiz var. Ancak senaryo olayında ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Şu anda en son yaratılan Karabala diye bir karakter var. Hikmet Yamansever'in 30 yıl sonra kendisinden albüm yapma sözü almalarının üzerine Karabala gibi güzel çizgilere sahip konusu hikayesi iyi bir karakter çıktı. Onun dışında Şehzade Yangını var. O da güzel bir hikaye üç sayısı yayınlandı daha devamı da gelecek. Bunun dışında da güzel üretim yapan arkadaşlarımız var ama Türk çizgi romanı yetersiz. Bir türlü istenilen seviyeye çıkamıyor. Bir de şu var ki, İtalya'da vs. olduğu gibi stüdyo şeklinde çalışılmıyor. Orada adamlar bu işi kendine meslek edinmişler. Ancak Türkiye'de çizer yada yazar olarak hakkını alamıyorsun alamadığın için de malesef çizerlerimiz daha başlamadan işe giremiyorlar. 

(Burada araya girme ihtiyacı hissederek;
Bir de şöyle bir durum var. Tanıdıklarım açısından bahsedeyim mesela adam oturuyor hikayeyi taslağından itibaren yazıyor bitiriyor. Ancak çizer bulamıyor bulsa dahi çizerle anlaşamıyorlar. Çünkü adam tek başına yazmış onun da maddi bir desteği yok. Aslında olması gereken ikisini bir arada buluşturacak bir ara bulucu.)

Şöyle ki Türkiye'de çizgi roman sektörünün gelişmesi için bir yayınevinin yada bir kişinin elini taşın altına koyması lazım. Çizgi roman üreten kişileri işte yazar olsun çizer olsun bünyesine katması gerekiyor.  Az önce bahsettiğim stüdyo tipini oluşturması gerekiyor kısaca. Mesela daha iyi bildiğimden yine İtalyan çizgi romanları üstünden gideceğim. Adamlar yedekli çalışıyor. Şimdi 2017 yılındayız onlar 2018'in yayınını hazırlıyorlar. Sırf ileride sıkıntıya düşmeyelim diye. 


Bizde ise mesela çizer ekipler, başkalarının senaryosunu yazmayı sevmiyor. Ben kendim yaparım kendim ederim mantığındalar. Mesela Teks 1948'den beri yayınlanıyor 600'lü sayılara gelmiş, ama Teks karakterini yaratan şahıs öldü. 48'den beri Teks'i bir sürü yazar çizer yazdı çizdi. Kimde bir şey demedi. Olması gerken de bu. Ancak Türkiye'de böyle bir şey olmuyor. Ancak bir yazar/çizer çıkıyor ben yazdım ben çizdim diye yayınlıyor. Hani mesela yayınlanan bir seriyi neden bir başkası çizip bir başkası yazmasın. Bizde daha çok ben yaptım ben devam edeceğim şeklinde gidiyor. 

 

(Tekrardan; Bu konu hakkında mesela Marvel/DC mantığından örnek vermek gerekirse. Marvel ve DC bir şirket kendi karakterlerine sahipler. Bu karakterleri başkaları yazıp çiziyor ama mesela daha sonrasında bazı yazar çizerler bundan rahatsızlık duyduklarından, herkesin kendi yarattığı seriye sahip olduğu Image Comics'i kurdular ancak bu girişim sektör oturduktan çok sonra oldu bizde daha sektör oturmadan bunu yapmaya çalışıyorlar.)

Bunun biz de oturması çok zor. Bizdeki ekonomiden dolayı çok zor. Çizerler ciddi rakamlar istiyor. Aslında ciddi rakam değil istedikleri. Haklarını istiyorlar. Ama hakları dedikleri rakamda yayınevlerine fazla geliyor. Sayfa başı 100-200 lira istiyorlar. Eh, bir de bunun yazarı var. Öyle olunca ciddi rakamlar çıkıyor.  Mesela 98 sayfa bir kitap çıkracaksın sayfası 100 liradan ödeme yapsan ciddi boyutlara ulaşıyor. Malesef Türkiye'deki çizgi roman satış rakamlarıda 100 binlere ulaşmıyor. Amerika'da bazı sayılar 1 milyonu bulmuş. Türkiye'de zamanında olmuş bu. 85 öncesinde Gırgır'ın 1 milyon sattığı görülmüş. Tarkan'ın 150 bin 200 binlere ulaştığı olmuş. Şu an için Fumetti'de 900'lü rakamlarda satılıyor. Gençlerin iteklemesiyle Deadpool gibi comicsler 10-15 bine ulaşıyor ama bu da yeterli değil. 

9- Gelecekteki çizgi roman piyasası hakkında ve kendi dükkanınız hakkında düşünceleriniz neler? En azından orta vadede neler olacağını düşünüyorsunuz?

Bence çizgi roman piyasası şu an sıkıntıya doğru gidiyor. Ayda 20-25 tane seri basılıyor. Bu şekilde bakınca ortaya müthiş bir rakam çıkıyor. Bunları herkesin alabilmesi mümkün değil. Bu yüzden pek çok yayın istenilen rakamlara ulaşamıyor. Bu şekilde giderse yavaş yavaş tıkanacak diye düşünüyorum. Gittiği yere kadar gidecek ama ben pek pek parlak bulmuyorum.

Kendi dükkanım hakkındaysa ben burayı kitap kafe tarzı bir yer yapmayı düşünüyorum. Gençlerin gelebileceği, oturabileceği, çayını kahvesini içebileceği, birlikte çizgi roman muhabbeti yapabileceği bir platform oluşturmak istiyoruz burada.


10-Piyasa hakkında olumlu ve de olumsuz bir eleştiri getirmenizi istesek, bunlar neler olurdu? Çizgi roman dükkanı açmak isteyen ama olumsuz gerekçelerden çekinen insanlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı? 

Olumsuz olarak, piyasanın durumu belli az önce izah ettim zaten. Gençler olduğu sürece çizgi roman işi ama comics ağırlıklı ama manga ağırlıklı devam edecektir. 

Çizgi roman dükkanı açmak isteyen insanlar için ise, öncelikle bu işi sevmeli. Açacağı dükkanın yerini iyi belirlemeli. Yani dükkanı çok işlek bir yerde açarsınız ama okuyucu kitlesi yoktur. İstediğiniz gibi gitmez. Çok basit bir yerde açarsınız ama güzel bir tanıtımla bu işi yürütebilirsiniz. Mesela kendi üstümden örnek vermek gerekirse, dükkanı açtığım AVM şu anda çok boş. Ama benim düşüncem ne? Benim AVM müşterisine ihtiyacım yok, AVM müşterisi gelip geçicidir. Onların arasından üç kişi alışveriş yapsa bu bile benim için ekstradır. Benim asıl hedef kitlem çizgi roman okuyucusu. Çizgi roman okuyucusunu buraya çekebilirsem o zaman benim için iyi. Dediğim gibi açtığınız yerin tanıtımını iyi yapmanız gerekiyor. Çünkü çizgi roman okuyacak insan alacağı yeri her koşulda bulur.


14-22 Mayıs tarihlerinde sekizincisi gerçekleşen Kocaeli Kitap Fuarı, yine bu sene de okuyuculardan ve çevreden yoğun ilgi görmeye devam ediyor. Yoğun şekilde katılımın gerçekleştiği fuarda, her yaştan kişiyi bulabilmek mümkün. Üç salona bölünmüş olan fuar içerisinde, ilk iki salon yayınevlerine ayrılmışken son salon ise sahaflara ayrılmış. Geçen sene de katıldığım fuarın, bu sene daha çok katılımlı olduğunu ve geçen seneye kıyasla çeşitliliğin daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca mizah yayıncılığı yapan yayınevlerinin de bu seneki fuarda daha göz önünde ve biraz daha fazla oluşu da dikkatimi çeken bir husus oldu. Fakat en önemli eksiklik; öncekilerde olduğu gibi bu sene de çizgi roman safındaydı. Ülkemizde sadece çizgi roman üzerine yayın yapan birçok yayınevi olmasına rağmen; sadece iki yayınevi, Gerekli Şeyler ve Presstij Yayıncılık çizgi roman okuyucularıyla buluşmuş oluyor.


Her iki yayınevi ile yaptığımız ufak çaplı görüşmelere değinmeden önce, genel olarak fuarın çizgi roman bakımından genel bir perspektifini çizelim. Öncelikle Ayrıntı Yayınları’nın kendine ait panosunda Dövüş Kulübü 2 çizgi romanını ön planda tutan reklam çalışması dikkati çekiyor; yayınlandığı ülkeyle neredeyse aynı tarihlerde ülkemiz okuyucusuyla buluşturan Ayrıntı Yayınları, bu konudaki reklam çalışmasıyla da dikkati çekiyor. Yine Yapı Kredi Yayınları’nınstandına uğradığımızdaysa çizgi roman adına pek bir hareketlilik göremiyoruz, çizgi roman yayınlarının arası oldukça açık periyotlarla gerçekleştirmesinden ötürü geçen seneden bu seneye sadece bir-iki yeni yayınla karşılaşıyoruz o kadar. Yapı Kredi Yayınlar şimdilik ‘’Earth One’’ alt başlığıyla çıkan (ülkemizdeyse oldukça yanlış bir çeviri olarak ‘’Yeni Dünya’’ adıyla basılan)  Superman çizgi romanlarında güncel, bunun dışında diğer yayınlarda ise yayınlandığı ülkeyle arayı fazlasıyla açmış durumdayız.   

 


Yukarıda da bahsettiğim gibi, sadece iki yayınevi Kocaeli Kitap Fuarı’nda çizgi roman alabilmek için uğrayabileceğiniz mekanlardan oluyor. Öncelikle A-88’deki Gerekli Şeyler’in standına uğruyor ve burada stant görevlileriyle muhabbet ediyoruz. Şunu belirtmeliyim ki, Gerekli Şeyler geçtiğimiz seneden bu yana fuarda yayın çeşidini çizgi roman adına en çok arttıran yayınevi olarak karşımıza çıkıyor. Şimdilik en son basılanlardan AXIS’i görmekle beraber, yine fuara New Avengers’ın yeni çıkan üçüncü cildinin de fuar bitmeden okuyucuyla buluşacağının haberini aldık. Ayrıca yine muhabbet esnasında öğrenmiş olduk ki, Gerekli Şeyler Avengers hikayelerinde şu anda bir sene geriden geliyor ve arayı açmaya da pek niyetleri yok. Tabii muhabbetimiz burada son bulmuyor, stant görevlilerinden Mesut bey de Kocaeli Üniversitesi mezunu olunca, muhabbetin devamı daha çok o yöne doğru gidiyor.


A-108 standında ise Presstij Yayıncılık’ınsahibi İlhan Yılmaz ile karşılaşıyoruz. Standında kendi yayınları kadar, diğer yayınevlerinin de ürünleri mevcut. Fumetti’den Amerikan çizgi romanlarına, hemen her türden geniş bir tercih imkanı sunan Yılmaz’ın da, bu seneki fuarda çizgi romanda en fazla tür adına çeşitlilik sunan standı açmış olduğunu söyleyebiliriz. Bu sene için kendi yayınları adına bir yenilik sunamasa da, bu müşteriyi pek etkilememiş görünüyor. Özellikle Cassidy ve Legs Weaveradlı çizgi romanlarının oldukça ilgi çektiğini söyleyen Yılmaz, aklında sürpriz projelerin de olduğunu söylese de şimdilik sır gibi saklamayı tercih ediyor. Bir süre hem muhabbet ediyoruz hem de gözlem yapma isteğimi geri çevirmeyerek satışları takip etmemi sağlıyor İlhan Yılmaz. Sonrasındaysa kendisinden bir röportaj sözü alarak oradan ayrılıyoruz.

 


Genel olarak konuşmak gerekirse, uzun vakit geçirdiğim fuar içerisinde anladığım kadarıyla Deadpool, okuyucunun gönlünü fethetmiş durumda. JBC Yayıncılık her ne kadar fuarda bulunmasa da, raflarda ürünleri var ve Deadpool da o rafların tozunu kaldırıyor gibi görünüyor. Bunun yanında fuar içerisinde Batman ve Batman ile alakalı yayınların satış hızının azaldığını görüyoruz. Superman’in durumu zaten biraz vahim. Yine Gerekli Şeyler’in basmış olduğu Marvel NOW! dönemine ait Avengers hikayelerinin de okuyucunun tercihinde ilk sıralardaymış gibi görünüyor.


Eğer hala gitmediyseniz, Kocaeli Kitap Fuarı 22 Mayıs’a dek açık olacak, bizce kaçırmayın.



Eğer İzmit’e gitme fırsatınız ve gezme imkanınız da olduysa, yolunuz bir şekilde Yürüyüş Yolu’na düşecektir. İzmit’in merkezinde yer alan bu yol boyunca sıra sıra dükkanlar, sağlı sollu kafeler, ofislerin bulunduğu kimi yeni kimi eski binalar ve kısacası bir şehrin merkezinde ilk bakışta görebileceğiniz her şeyi göreceksinizdir. Baştan sona yürümesi pek de uzun zaman almayan bu yolun ortalarına geldiğiniz zaman, Yeni Cuma Parkı’nın hemen yakınlarında, dış çehresini bilindik dükkanların kapladığı pasajların içine şöyle bir bakmadan geçmeyin. İçlerine girdiğinizde bu pasajların aslında zamana meydan okuduğunu, dökülen boyalarından kolaylıkla anlıyorsunuz. Fakat zamana meydan okuyan sadece binalar değil, esnaflar da öyle. Önceden dolu olduğunu geride bırakılanlarla hissettiren dükkanların bir çoğu kaderine terk edilmiş vaziyette beklerken, içlerinde sadece birkaç esnaf kalmış. İşte Akdoğan Pasajı’nda da geriye kalan birkaç esnaftan biri de Bayar Sert. Körfez Sahaf ve Fan Kitap’ın sahibi olan Sert’in dükkanı pasajın biraz ilerilerinde, dükkanın içini görmek için çok yakınlaşmasanız da hemen görebiliyorsunuz çizgi romanları. Pasaj koridoruna dizilmiş raflardaki kitapların arasından geçerek dükkanın içerisine girdiğinizdeyse, çizgi  romanların dışarıda göründüğünden daha fazla olduğunu fark ediyorsunuz. Pasajın sessizliğinden sıkılmış olacak, Bayar Sert kısık sesle bir müzik açmış, kitaplarla uğraşıyor. Beni gördüğündeyse hemen bir sandalye çekiyor ve çay ikram ediyor. Başlıyoruz muhabbet etmeye, hep çizgi romandan olacak değil ya, çok şeyden konuşuyoruz. Fakat bir süre sonra, biraz da benim aceleciliğimden olacak, sorulara geçmek istiyorum ve muhabbetin geri kalanına da ondan sonra devam edebileceğimizi söylüyorum ki sorulardan hemen sonra kaçacağımı düşünmesin, ve başlıyoruz.

 

1-      Çizgi roman ile nasıl tanıştınız?
 
 Çizgi romanla beş yaşında tanıştım. Öncelerde sadece çizimlere baksam da, okumayı öğrendikten sonra tam manasıyla okuyucu oldum diyebilirim. Eğer okumayı kısa sürede söktüysem, çizgi roman sayesindedir. İlk aldığım çizgi roman Tommiks’in, General Ruiz ile olan çatışmasını anlatan sayıydı. Sonra da Teksas’ta kötü karakterin Yarasa olduğu sayı ve ardından Kızılmaske, bunlar ilk çizgi romanlarımdı.
 
2-      Peki bugün neler okuyorsunuz?
 
Birçok çizgi romanı okudum ve okuyorum aslında. Ama sıkı sıkıya takip ettiğim çizgi romanlar Zagor, Tex ve Mister No serileri. Bunun yanında Martin Mystere ve Nathan Never da okuyorum, vaktim kaldıkça da Dampyr…

3-      Amerikan menşeli çizgi romanları takip ediyor musunuz?
 
Y: Son Erkek, Bağdat’ın Aslanları gibi tek kitaplık ve sıra dışı hikayesi olan kitapları okuyorum, DC Comics ve Marvel Comics’ten yayınlanan eserlerden de genellikle Batman: Öldüren Şaka, Örümcek Adam: Zalim Altılı gibi tek kitaplık hikayelere baksam da, o kadar takip etmiyorum. Sadece uzun zaman önce Bilka tarafından basılan Örümcek Adam’ları severek okumuştum.
 
4-      Çizgi roman üzerine dükkan açmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz?
 
Bu çok eski bir hayalimdi. Bir fabrikada çalıştığım yıllarda İlhan Yılmaz ile tanıştım. Kendisi hem bir yayıncı hem de bir koleksiyoncuydu. Tanışmamızdan kısa bir süre sonra birlikte çizgi roman üzerine dükkan açmaya karar verdik. Bir süre birlikte devam ettik ama İlhan Yılmaz işlerinin yoğunluğu nedeniyle dükkanı kapatmak istediğinde açıkçası buna gönlüm elvermedi. Bu yüzden fabrikadaki çalışma hayatımı bırakıp tek başıma çizgi roman piyasasına atılmış oldum. Yaklaşık altı yıldır da bu işi yapmaya devam ediyorum.




5-      Bu altı yıl içinde piyasada gözlemlediğiniz bir sıkıntı var mı?

Bazı yayınevlerinin fiyat politikasını yanlış bulduğumu söyleyebilirim. Fakat bu konuda hepsini suçlamak yanlış olur, telifler yüksek ve baskı sayısı da düşük olduğundan birçok çizgi romanın fiyatının yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Yine de okuyucunun alım gücünü göz önüne aldığımızda ve özellikle son bir buçuk senedir de bu alım gücünün giderek düşmesini göz önüne aldığımızda, buna uygun fiyat politikalarının izlenmesi bir gereklilik halini alıyor.

Ama bence en büyük sorun yayınevinden yayınevine değişen baskılar. Yani kitapların orijinal ebatlarıyla oynanıyor, özen gösterilmiyor. Bu hem bir satıcı hem de okuyucu olarak gerçekten rahatsız edici bir durum. Mesela Tex’ten bir örnek vereyim. Almanak  olarak basılan Tex kitaplarında yeni yapılan baskılara baktığımızda, hikayenin öncesinde ve sonrasında verilen Almanaklara has bilgi sayfaları atlanarak, sadece hikaye veriliyor. Bu da Almanak özelliğine açıkçası ters düşüyor. Ki orijinalinde olan bir şeyin, Türkiye baskılarında olmaması yayınevlerinin kolaya kaçması olarak rahatlıkla yorumlanabilir.

Ebat konusuna gelecek olursak, yine ilk önce Tex’ten örnek vereyim; (Bu esnada iki farklı Almanak çıkararak) aradaki farkı görüyorsunuz. Kendi ülkesinde Almanaklar tek tip basılırken, ülkemizde basılan iki farklı Almanak arasında bariz bir fark var ve bir koleksiyoncunun aradaki bu farkı kabul etmesi sizce mümkün mü? Bu okuyucuya, koleksiyon sahibine yapılan büyük bir haksızlık. Ama sorun bir tek Tex baskılarında da değil, diğer kitaplara baktığınızda da aynı sorunu görüyorsunuz. Mesela oldukça fazla satılan Amerikan menşeli çizgi romanlarda da yayınevinden yayınevine değişen baskılar var. Sebebi nedir, bilmiyorum fakat ülkemizde basılan çeşitli ciltleri yan yana kütüphanesine koyan bir koleksiyoncu için bu rahatsız edici olmalı. Yine üstüne basa basa söylemek istiyorum, gerçekten özensiz işler çizgi roman piyasamızda ve bunun düzelmesi için okuyucunun daha kaliteli işler için baskı yapması gerektiği de bir gerçek.

6-      Söz okuyucudan açılmışken, müşteriler sıklıkla hangi kitapları soruyor? En çok sattığınız kitap hangisiydi?

Ağırlık olarak ‘’comics’’ türündeki çizgi romanlar okuyucu tarafında soruluyor ve isteniyor. Bunlar içinde de Marvel Comics’in ülkemizde basılan kitapları daha çok ilgi görüyor. En çok satılanlar ise, Batman: Öldüren Şaka, Kingdom Come, 1602 ve basımları hala süren Avengers ciltleri. Fakat eklemek gerekir ki, Avengers ciltleri sayı olarak daha fazla olduğundan, başlarda fark edilmese de diğerlerinden daha çok satılıyor.

7-      Peki İtalyan çizgi romanları ya da frankofonlarda müşterilerin tercihi neler?

Zagor ve Tex ülkemizde hala ilgi gören serilerden. Belki şaşıracaksınız ama Teksas ve Tommiks’in bile alıcısı var. Frankofonlarda da Red Kit ve Asterix alıcısı olan kitaplardan, yakın zamanda basılan Durango ve Efsane’yi de unutmamak lazım.

 


8-      Basımları hali hazırda devam eden ana-akım klasik seriler ilgi görüyor mu?

Klasik hikayeler genel olarak ilgi görmüyor. İstisna olarak basılanların içlerinden The Amazing Spider Man ve X-Men klasik serileri ilgi görse de, bu tamamen isimden kaynaklı.

9-      Amerikan ve İtalyan çizgi romanları bahsettiğimiz göre, mangalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mangayı az da olsa okuma fırsatım oldu. Çizimleri ilgi çekici olsa da, konu olarak beğenmediğimi söyleyebilirim. Belki çok önyargılı olarak okuduğumdan böyle olmuştur. Ama okuyucunun talebi oldukça yüksek. Özellikle Naruto çok ilgi  görenlerden ve onu Bleach ve One Piece takip ediyor. Ayrıca bayan okuyucuların da çoğunlukla manga tercih ettiğini de ekleyebiliriz.

 

10-      Okur yaş kitlesi hakkında neler söyleyebilirsiniz peki?
 
Alıcıların büyük çoğunluğu 14-18 yaş arasındaki kişiler. Yani çizgi roman talep eden en büyük kitle bu yaş aralığında. Ve tercihleri Amerikan çizgi romanları oluyor. Bu kitleyi de üniversite çağındaki okurlar takip ediyor ve talepleri yine aynı yönde, istisnalar dışında. 35 yaş üstü okur ise daha çok İtalyan çizgi romanlarıyla ilgileniyorlar.
 
11-      Çizgi roman filmleri satışları ne yönde etkiliyor?
 
Filmlerin satışları doğrudan etkilediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Örneğin, Age of Ultron filmi çıktığında aynı isimli çizgi romanın satışı da arttı, Deadpool filminin çıkacağı haberi alındıktan ve film de çıktıktan sonra yine satışlar hatırı sayılır derecede arttı. Son günlerde de Civil War oldukça popüler çizgi romanlardan. Özetle, satışlar ile filmler arasında sıkı bir bağ var.

12-      O zaman fark edileceği üzere Amerikan çizgi romanları piyasaya hakim. Bu durumdan bir dükkan sahibi olarak değil de, bir okur olarak memnun musunuz?
 
Hayır, kesinlikle memnun değilim. Bu benim İtalyan çizgi romanlarını takip etmemle de alakalı bir durum. Zamanında piyasamızda İtalyan çizgi romanları ağırlıklı olduğu için, sonradan piyasamıza hakim olan Amerikan çizgi romanlarına bir türlü ısınamadım diyebilirim. Şunu da belirteyim, bizim zamanımızda da Mandrake, Kızılmaske, Conan, Gordon gibi Amerikan çizgi romanları vardı ama herhangi bir hakimiyetleri söz konusu değildi. Zaten bizim için de Zagor ve Tex neyse, Madrake, Kızılmaske ve Conan da aynıydı. Sadece yakın zamanda popüler olan Batman, Superman, Flash, Avengers gibi karakter ve takım çizgi romanlarına ısınamadım.
 
Onun dışında ana-akım çizgi romanlar sürekli yeniden başlangıçlar, yeni orijinler ve sürekli başa sarmalarla eski okuyucusuna deyim yerindeyse saygısızlık ederken,  İtalyan çizgi romanlarında bunu görmüyoruz. Benim çocukluğumda devam eden seri hala devam ediyor. Şimdiye kadar herhangi bir  başa sarma söz konusu olmadı.
 
Yine her maceranın tek hikayede toparlanması ve sonuçlanmasıyla, Amerikan çizgi romanlarının okuyucusuna şu an yaptığı gibi bir takip etme zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. Bu da okuyucunun yorulmamasını ve kahramanın herhangi bir macerasını istediği gibi alıp okumasını sağlıyor. Umuyorum ki, genç okuyucu da kısa süre içinde İtalyan çizgi romanlarıyla tanışır. Çünkü bu eserler salt aksiyonun yanı sıra, arkadaşlık, yardımseverlik gibi şeylerin değerini gösterirken hiçbir kötülüğün cezasız kalmayacağını da her hikayenin sonunda bizlere gösteriyor. Siz hiç Batman çizgi romanlarında Joker’in cezasız kalmadığına şahit oldunuz mu?



13-      Bitirmeden önce, piyasanın geleceği hakkında neler söylemek istersiniz?

Yayınevleri açısından konuşacak olursam, belli bir sermaye gücü olanların ayakta kalmayı başaracağı kesin. Fakat geriye kalanlar çarkların arasında kaybolup gidecekler gibi görünüyor. Satışlar açısından konuşacak olursam da, Amerikan çizgi romanları ve kısmen mangalar ülkemizde çıkmaya devam edecektir ancak İtalyan kahramanları kısa sürede unutulup gidecek gibi görünüyor. Fumetti ölüyor. Uzun vadede ne yazık ki, fumetti için bir gelecek öngöremiyorum.

14-      Son olarak, Çizgi Kafe hakkında neler düşünüyorsunuz?

Çizgi roman bir kültür meselesi, basit bir tüketim malzemesi değil. Ayrıca çizgi roman hakkında yıllardır kalıplaşmış önyargılar mevcut. Zaten bugün bu yüzden yerli çizgi roman üretimi çok sınırlı. Çizgi Kafe’nin de ülkemizin çizgi roman kültürüne katkılar yapacak bir site olacağını düşünüyor ve umuyorum. Fakat çizgi roman sadece ‘’comics’’ten ibaret değil, sitenizde bu yönde çalışmalar yaparsanız ben ve benim gibi düşünen okuyucu kitlesini fazlasıyla sevindireceksiniz. Umarım sitenizde birçok frankofon ve fumetti incelemeleri okuyabiliriz.
 
***
 
Muhabbet burada bitmiyor elbette, söz çizgi romandan açılmış bir kere önceden konuştuklarımıza pek devam etmiyoruz, ben bir yandan Martin Mystere’lere bakıyorum diğer yandan da o eskileri anlatıyor, rafların altından eski bir Conan cildi çıkarıp ‘’Bizim zamanımızda yayınlananlar bunlar’’ diyor,sayfaları sarının en koyu tonunda bir renkte, oldukça eski ve bir o kadar da kıymetli olduğu her halinden belli. Çizgi roman dükkanı olmasının yanında sahaf olmasının da getirdiği bir avantajı var, hiç görmediğiniz, baskısı kalmamış çizgi romanları da görüyorsunuz. Onların zamanlarından bizim zamanlarımıza yolculuk gibi… Fakat uzun muhabbetlerin ardından saatime bakıyorum, sonra da başımı dükkandan dışarı doğru uzatıyorum ve güneşin neredeyse batmakta olduğunu fark ediyorum. Her şey için çok teşekkür ederek çantamı sırtıma takıyorum, İstanbul’a doğru yolculuğum da böylelikle başlamış oluyor. Sonuçta yol uzun, araca binmek için yolda yürürken düşünüyorum, ‘’Fumetti ölüyor’’ cümlesi tekrar tekrar aklıma geliyor; sanki bir insanın çocukluğu, gençliği için duyduğu derin bir üzüntü gibi, ya da kendi kahramanlarını kaybetmenin üzüntüsü.
 
Körfez Sahaf ve Fan Kitap’a uğramak isteyenler için adres: Hürriyet Caddesi, Ömerağa Mahallesi, Akdoğan Pasajı, No:131 İzmit/KOCAELİ.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget