[update title="Künye" icon="info-circle"] Yayınlandığı Tarih: 01.02.2017 - 05.04.2017
İçerdiği Sayı: Batman #16 - 20
Hikaye: I am Bane
Yazar: Tom King
Çizer: David Finch
Yayıncı: DC Comics [/update]

Bane'i I am Suicide'da görmüştük. Sağ olsun Tom King psikolojik göndermelerden gönderme beğendirmiş, Freud denizinde yüzdürmüştü. Daha sonra I am Bane'e geçilmedi, iki sayılık bir geçiş hikâyesi yayınlandı, burada da Catwoman'ın cinayetlerinin arka planını öğrenmiştik. Şimdi odak noktası, Bane'de! Yarasayı Kıran Adam olmak kolay değil tabii, öyle bir arc yeterli gelmiyor. Psycho-Pirate ile kendini "temizlediğine" inanan Bane, bu sefer de Batman'in oluşturduğu timden, Catwoman tarafından kırıldı. Hem ruhani hem de fiziksel olarak kırılan Bane, Venom'a geri döndü ve de Batman'in peşinde.

Hikayeyi okuyanlar bu kısmı atlayabilir.


Spoiler Bölgesi

Psycho-Pirate, Arkham Asylum'da tutuluyor. Bane oldukça yaklaşmış durumda, Arkham'a adam sokabilmiş. Durumun ciddiyetinde olan Bruce, Yarasa Ailesi'ni topluyor. Onlara Bane'in Gotham'a geldiğini söylüyor. Ancak Claire'ın iyileşebilmesi için beş güne, yani beş seansa ihtiyacı var. Bruce, bizimkilere bu işten uzak durmalarını söylüyor ve o gece Claire'ı Arkham'a götürmek için kızı Batcave'e indiriyor ki ne görsün: Damian, Dick ve Jason asılmış. Üzerlerinde de "I am Bane" yazıyor hem de.

Tabii ki ölmemişler, Batman üçünü alıp, Fortress of Solitude'a götürüp uyur vaziyette Superman'e emanet ediyor. İkinci günde Alfred, Jeremiah Arkham'ın kılığına girerek, Claire'ı içeri sokuyor ve ikinci seans da gerçekleşiyor. Bu arada yıkık yetimhanenin orada, kılık değiştirmiş Selina'yı ve Bane'in yaveri Bird'ü görüyoruz. Selina'yı vuruyor. Bane'in timi Gordon ve Thomas Duke'u da esir alıyor. Derkeen, Bane de Batman'e gözüküyor.

Bane Psycho-Pirate'a karşı, Selina'yı, Tiger'ı Gordon'u ve Duke'u teklif ediyor. Batman tabii ki reddediyor ve ikisinin köken hikayelerinin bir nevi karşılaştırmasını görüyoruz. Sonra savaşmaya başlıyorlar, Batman yenilmiş gibi yaparken aslında Selina'ya zaman kazandırıyormuş, Selina da bizimkileri salmış; Bird'ü, Zombie'yi Trogg'u tersten asıp üzerine de "I am Cat" yazmış çılgın kadın. (asdsdfghjkl) Bane de Arkham'a yol alıyor tabii.

Bane'i Maximillian Zeus karşılıyor. Bane Batman'e ulaşana kadar bir villain ordusuyla karşılaşıyor, Batman, eğer Bane'i canlı getirirlerse onlara güzel şeyler vadetmiş. Alfred de Bruce'a köpürüyor, aklın yerinde mi sen diye. Ancak Bane yaklaşıyor, ve Batman'e ulaşıyor. Biz de son sayıya gidiyoruz.

Bane ve Batman'in final karşılaşması gerçekleşiyor, Bane Batman'e, bunun son olduğunu söylüyor. Batman de "Yıllardır her gece bunu duyuyorum." diyor. Bane de "ama ölmedin çünkü seni kurtardılar değil mi?" diyor. Sonra tehditler geliyor, işte "senden sonra uşağını, polisi, Robin'lerini öldüreceğim"ler filan. Batman bayağı haşat olsa da "Ama unutuyorsun, Ben Batman'im" diyerek kalkıyor ve zaferi kazanan oluyor. Tabii bunlar olurken Batman'in bir anlamda ne olduğunun sorgulanmasını görüyor, I am Gotham hikayesine, Bruce'un ailesinin öldüğü geceye dönüyoruz.


Değerlendirme

Tom King Batman'ini sevenler ve sevmeyenler olarak ikiye ayrıldık resmen. Yer yer eleştirsem de ben seven taraftayım. Tom King neyi ne kadar vereceğini bilen bir yazar, yeri geldiğinde tam olarak fanboylara / fangirllere göz kırpıyor, yeri geldiğinde de istediği noktayı başarılı bir şekilde revize edebiliyor. Hatta bunu genellikle beraber yapıyor, aksiyonun dinamiğini kurabiliyor. Ancak tam da bu sebeplerden ötürü "aptalca" bulan da çok. (Kalbimi kırıyorsunuz gençler) Mesela bu kadar çok eski kötü cameosu yapmasını ticari kaygılarla yaptığını düşünenler var, aslında bunu kendisi de açıklamıştı: Kendisi zaten bir Batman hayranı olduğu için bir nevi yine kendisini tatmin ediyor, öte yandan da kankası Scott Snyder'la kapışıyor. (asdfghjk evet ben yine cıvımaya başladığıma göre asıl konumuza dönelim)

Bane ismi geçince pek çok kişinin beklentisi çok yükseliyor sanırım. Tom King, I am Suicide'da karakterizasyonu yapmaya başlamıştı, burada da son noktayı koymuş. Kökenini eğip bükerek Bruce'un bir farklı versiyonu haline getirmiş. "Sosyal faktörler"in insan üzerinde nasıl etkili olduğunu göstermiş. Klasik bir detaylandırma.

Bu beş sayı aslında oldukça doluydu. Direkt göndermeleri sayayım ben, (iki gönderme var ki onlara sonra geniş geniş değineceğim) 17. sayıda "Lower Gotham, Nolan Alley" ile Graham Nolan'a"Arkham Asylum, Morrison Hall" ile Grant Morrison'a"Arkham Asylum, McKean Clock Tower" ile Dave McKean'a gönderme vardı. 18. sayıda Bane ve Bruce'un kökenleri karşılaştırılırken, Bruce'un ağaç tekmeleme sahnesi birebir Year One'dan alınmıştı.

19. Sayıda Bane, Arkham'a giderken bir nevi kendi Arkham Asylum'unu yaşayacak diye düşündüm (A Serious House on Serious Earth'den bahsediyorum - ki 17. sayıda hem Grant Morrison'a hem Dave McKean'a gönderme yapılmış olması teorimi biraz destekliyor) Burası yeri değil çok dağıtmak istemiyorum ancak, en amiyane tabirle Arkham Asylum, iki durumu ele alıyordu. Birincisi, Batman bir bakıma kendi korkularını sorguluyordu, ikincisi Batman'in kendini bulmasını konu alıyordu; ya da şöyle söyleyeyim, en temel noktada Arkham'a ait olmaktan korkan Batman'in yaptıklarının akılcılığını sorguluyordu. Tımarhaneyi ele geçiren suçluların Batman'i yönlendirmesini baz alıyordu.

Bu bir noktada bizim arc'ımızın temeline bakıyor, tımarhaneyi devralan Batman'in, Bane'i yönlendirip "onu bulmasını" sağlıyor. İşte bu çok hoş bir ayrıntı. Bane, Batman'i sorguluyor, önceki hikayelere de göz kırparak "çevrendeki herkes öldü, ve senin ilk ölümün benim elimden olacak, sonra sevdiğin herkesi öldüreceğimi ardından da bu şehri yakacağım" diyor. Bane'in mizantropist yönü öne çıkarılırken, Batman mitosunda oldukça aşina olduğumuz kelimeler olan, olmadığı "intikamcı" kimliğinden ve sağlamaya çalıştığı "adalet" gibi kavramlardan da uzaklaşıyor; sadece Gotham Girl'e yardım etmek istediği veriliyor. Yani bir nevi Bane, Batman'in bu kadar saf bir amaç doğrultusunda hareket etmesini sorguluyor.

Tabii Tom King kafasında sadece Batman'i saf olarak konumlandırmıyor, Bane'in altyapısını veriyordu. Şöyle ki, 19. sayıda Bane'i Maximillian Zeus karşılıyordu. Mutlaka fark etmişsinizdir, Dante Alighieri'nin, İlahi Komedya'sından bir kısmı seslendiriyordu:



Adettendir, İlahi Komedya'dan bahsedeyim biraz. Eser, alegorik yapıda, Dante'nin çıktığı yedi günlük bir yolculuğu ele alıyor. "Karanlık Orman"da ne yapacağını bilemeyen Dante'nin karşısına Vergilius çıkar ve Cehennem, Araf ve Cennet'e olan yolculuğu başlar. Bizi ilgilendiren kısımsa Maximillian'ın okuduğu kısım; Inferno (Cehennem)

“Through me you pass into the city of woe: 
Through me you pass into eternal pain: 
Through me among the people lost for aye.

Justice the founder of my fabric moved: 
To rear me was the task of Power divine, 
Supremest Wisdom, and primeval Love. 

Before me things create were none, save things 
Eternal, and eternal I endure. 
All hope abandon, ye who enter here.”

Bu kısım, Cehennem'in üçüncü kantosunda (Vestibule of Hell) yer alıyor, Türkçesi de şöyle (1):

“Buradan gidilir acılar kentine,
buradan gidilir bitmek bilmeyen acıya,
buradan gidilir yitmiş insanlar arasına.

Adalet yol gösterdi ulu rabbime,
kutsal güç, yüce bilgelik, ilk sevgi
yarattı beni.

Benden önce her şey sonsuzdu; 
sonsuza dek süreceğim ben de.
İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu.”

Sayının sonunda Maxie Zeus, kapanışı William Blake'in (Dante'nin İlahi Komedya'sına dair çalışmaları bulunan ressam ve şair) "Cennet ve Cehennemin Evliliği" ile yapmış:



Rintrah roars and shakes his fires in the burden'd air;
Hungry clouds swag on the deep

Once meek, and in a perilous path,
The just man kept his course along
The vale of death.
Roses are planted where thorns grow.
And on the barren heath
Sing the honey bees.

Then the perilous path was planted:
And a river, and a spring
On every cliff and tomb;
And on the bleached bones
Red clay brought forth.

Till the villain left the paths of ease,
To walk in perilous paths, and drive
The just man into barren climes.

Now the sneaking serpent walks
In mild humility.
And the just man rages in the wilds
Where lions roam.

Cennet ve Cehennemin Evliliği'nin Türkçesi (2):

Kükrer Rintrah ve savurur ateşlerini kasvetli havada,
Derinlerde sürüklenir aç bulutlar.

Uysaldı eskiden ve adil insan,
Tuttu ölüm vadisi boyunca
Tehlikeli bir patikanın yolunu.
Güller dikilir çalıların arasına,
Ve kıraç fundalıkta
Vızıldar bal arıları

O tehlikeli patika yapıldı sonra, 
Ve bir ırmak ve bir pınar
Her uçuruma, her mezara, 
Ve kızıl balçıkla sıvandı
Ağarmış kemiklerin üzeri.

Kötü adam terk edene dek kolaylığın patikalarını,
Tehlikeli yollarda yürümek ve sürmek uğruna
Çorak iklimlere adil insanı.

Az bulunur bir tevazuyla
Sinsice ilerliyor şimdi yılan
Ve aslanların dolaştığı diyarlarda
Öfkeden kuduruyor adil insan

Şimdi elimizde olan şeyler şunlar;

İlahi Komedya'da, "Karanlık Orman" aklın çelindiği ve ahlak kurallarının önemsenmediği bir dönemi sembolize ediyor, yine İlahi Komedya'da, "Aslan" şiddeti simgeliyor. Bu doğrultuda Arkham Asylum, cehennem olarak niteleniyor (özellikle "İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu" bu bağlamda çok etkileyici - Dante'nin tasvir ettiği cehennemse katmanlardan oluşuyor) Bane'i de "Aslan" yani "Şiddet olarak ele almamız yanlış olmayacaktır.

Tabii Maxie Zeus'un,  William Blake'in eseriyle kapanış yapması, sadece Bane'i Aslan / Şiddet olarak görmemiz için değil, başka şeylere işaret edilmesi için de koyulmuş. Kitaptan bir alıntı yapmam durumu, benim yapamayacağım kadar açıklığa kavuşturacaktır:

"Karşıtlıklar yoksa ilerleme olmaz. Çekim ve  İtim, Akıl ve Enerji, Aşk ve Nefret, insan varoluşu için gereklidir. Bu karşıtlıklardan dinin 'iyi' ve 'kötü' dediği ortaya çıkar. İyi edilgendir, Akıl'a boyun eğer. Kötü, Enerji'den doğan ve etkin olandır. İyi Cennettir. Kötü Cehennem."

Batman akılcıdır, edilgendir (Blake'e göre "Arzu" kısıtlanınca insan edilgen hâle gelir - Batman edilgendir çünkü arzularını kısıtlamakta); yani iyidir. Oysa Bane şiddettir, dolayısıyla motivasyonu enerjiye dayalıdır. Enerji sonsuz hazdır (Burada şiddeti temsil eden Bane'e haz veren şeyin, güç olduğunu kabul edersek Venom da o hazzın dinamiklerinden oluveriyor bu denkleme göre)

Benim çıkarımlarıma göre bu iki eserin verilmesiyle, Tom King'in kafasındaki Batman evreninde, Batman ve Bane'in durumları konumlandırılmış, en nihayetinde de birbirinden bağımsız iki güç olamayacağı ortaya konmuş.

GÖRÜŞ

Toparlayacak olursak artık, I am Bane ilginç bir hikaye oldu. Batman'in kökenine yeniden göz gezdirdiğimiz, onun imkansızı gören değil de, kimsenin görmediği olanakları gören biri olduğunu, bu yüzden Batman olduğunu, niyetinde "salt" veya "saf" iyi olabildiğini gördük. Bane'e gelecek olursak, her ne kadar Bruce yaklaştırılsa da alt metinlerle karakterin hiç olmadığı kadar doldurulduğunu düşünüyorum. Yani bu arc, belki ilk okumada değil ancak üzerine düşününce gayet iyi bir hâl alıyor
9
HARİKA

1)Burada not düşmek istediğim birkaç nokta var; Tabii ki bu çeviri bana ait değil. Ben yazıyı yazarken elimdeki kitaptan yararlandım; Oğlak Yayınları - Rekin Teksoy çevirisi. (Ayrıca Divine Comedy olarak okuduysanız fark etmişsinizdir "Through me you pass into the city of woe(...)" bu kısım İtalyancadan İngilizceye çeviride bir takım varyasyonlar içeriyor. Konumuzla ilgili olaraksa, Tom King'in neden bunu aldığını bilemiyorum)

2) Cennet ve Cehennemin Evliliği, (The Marriage of Heaven and Hell, 1790) ben yine elimdeki kitaptan faydalandım. Yani Altıkırkbeş basımını kullandım. Ben yıllaar önce Kadıköy Akmar'da bir yerden almıştım, açıkçası yeni / güncel basımı ya da çevirisi var mı bilemiyorum. 


Halihazırda oldukça ünlü çizgi roman serisi, The Walking Dead'in yaratıcısı Robert Kirkman'ın yazdığı bir diğer çizgi roman serisi Outcast. Haziran 2014'ten beri Image Comics tarafından çıkarılmakta, çok yakın bir zamanda bir televizyon uyarlaması da yapıldı. Bu da seriyi daha da popüler hale getirdi. Bu arada Outcast by Kirkman and Azaceta diye geçmesi de tesadüf değil; çizerliğini Paul Azaceta yapmakta. Aylık olarak yayımlanan serinin henüz 23 sayısı çıktı. Cilt olarak da henüz üç cildi çıktı. İlk cildi bizde de Arka Bahçe Yayıncılık tarafından yayımlandı.

Konu Robert Kirkman ve Image Comics olunca insanın kafasında direkt karanlık bir iş beliriyor. Bingo! Aynen öyle. Üstteki görselden de çizgi romanın tonunu az çok anlamışsınızdır zaten. Ah, konuya tam anlamıyla girmeden belirteyim, söyleyeceklerim #1-18 sayılarını kapsamakla birlikte spoiler bulunabilir, hiç emin değilim.


Konusu şöyle: İlk sayının ilk sahnesinde Joshua isimli, görselini koyduğum çocukla tanışıyoruz. Annesi ve kız kardeşi tartışmakta, kendisi de dolaptan bir şeyler yemektedir. Annesi uyku zamanının geldiğini hatırlatır ki, bir de ne görsün: Joshua parmaklarını yemiş! Kadıncağız, hikayedeki din adamımız Reverend'a başvurur.

Çok geçmeden Kyle Barnes ile tanışırız: Kendini toplumdan soyutlamış, kardeşinin onu ziyaret etmesinden bile rahatsızlık duyan, kötü bir evde yaşayan biri. Bu sırada, Megan, zorla Kyle'ı dışarı çıkarır ve Kyle geçmişten bir yüzle karşılaşır: Reverend. Ancak, Kyle'ın kendini izole etmesinde, tabii ki, geçmişte yaşadaığı olaylar vardır; halk da bu yüzden dışlamıştır. Flashback sahneleriyle ne olduğunu görüyoruz ancak çok da anlamıyoruz ne olduğunu.

Daha sonra Joshua'ya geliyoruz. Reverend, Kyle'dan yardım istemiştir. Bu çocuğun içine şeytan girdiğini anlamışsınızdır, ancak kilit nokta bu değil. Asıl önemli olan, çocuğun Kyle'ı tanıması ve ona "Outcast" demesi. Kyle, ilginç bir şekilde, Reverend'ın yapamadığı "Şeytan Çıkarma" işini yapar. Olaylar bundan sonra gelişecektir. 

Böylece hikayeye girmiş oluyoruz. "Outcast" İngilizce'de "a person who has been rejected by society or a social group." demek. Yani "Toplumdan veya sosyal bir gruptan reddedilmiş kişi" olarak çevirebiliriz herhalde. İlk etapta Kyle'ın genel olarak "yalnızlığını" göstermek ve geçmişinde yaşananlardan dolayı çevrenin onu dışlamasından ötürü seriye bu ismin verildiğini sansam da, çok geçmeden bunun daha özel bir şeyi tanımladığını anlıyoruz. Çok spoiler vermek istemediğimden, bunu burada bırakıyorum.


Biraz da Reverend'den bahsedecek olursam, Reverend, ilginç bir din adamı. Kumar oynayan, "Tanrı her hareketimizi izleyemeyecek kadar meşgul. Yani küfür etseniz de fark etmez." ya da "Bence tanrı büyük bir pislik. Bize iyi olmamızı söylüyor ancak, kime göre neye göre iyi? Başkası için iyi olan benim için kötüyse ne olacak?" minvalinde laflar ediyor. Kafanız karışmasın aslında oldukça inançlı bir adam. 

Çizgi romanın tonu oldukça karanlık gördüğünüz üzere. '80'lerin korku filmlerini andırıyor. Hellblazer seviyorsanız, pek çok yerde size anımsatabilir. Yalnız karanlık bile hafif kalabilir çünkü pek çok yerde şiddet, alenen gözüküyor. Bu kötü anlamda değil tabii, ancak, bazı yerlerde bu güne kadar çizilmiş sınırı aşabiliyor. Joshua'nın mevzu bahis olduğu ilk sayıyı okuyun anlarsınız, çocuk olmasına rağmen iyi kapıştılar. Üstelik Joshua'nın o ilk sahnesi -parmaklarının kanlı olduğu kısımdan bahsediyorum- tüylerimi diken diken etti bildiğiniz. Ha, böyle söylüyorum diye yanlış anlaşılmasın, kopan uzuvlar falan yok, kan gövdeyi götürmüyor yani. Ancak, olan sahnelerde de bunun iyi oturtulduğunu söylemem gerek. Misal, şeytanın gelip Reverend'in kalbinin üstüne yıldız çizdiği sahne de çizgi roman içindeki sağlam sahnelerden biriydi.


Hikayenin işleyişine gelirsek, ben 18 sayı okudum, hâlâ neler döndüğü tam olarak anlaşılmış değil. Yani, bir takım olaylar oluyor ancak, öğrenmek istediğimiz asıl meseleler hâlâ aydınlığa kavuşmadı. Kirkman da bunları oldukça parçalı halde veriyor. Kyle'ın geçmişinde neler olduğunu flashbacklerle görmüştük ancak, tam anlamıyla öğrenememiştik. Misal, karısı Allison'la gerçekten ne olduğunu Reverend'a anlatması, 18. sayıda gerçekleşti. Hala "Outcast" nedir bilmiyoruz. Sadece tahmin ediyoruz. Kyle'ın yeteneği nereden geliyor, nasıl işliyor bilmiyoruz. Kirkman bize sadece ipuçları vererek hikayeyi sürdürüyor. 

Çizimler ise oldukça tatmin edici. Paul Azaceta, Kirkman'ı gayet iyi anlamış bence. Vermek istediğini çok iyi veriyor. Bazı yerlerde küçük kareler açarak dikkat çekmek istediği yeri aydınlatıyor. Hikayenin gidişatıyla çok iyi uyum sağlamış anlayacağınız. 

Hikayenin gidişatının beni pek memnun etmediğimi söylesem de, korku janrında iyi bir seri. Tabii bu artık korku kategorisine giren yapımlardan ne beklediğinize bağlı. Korkmaktan ziyade, bu kategorideki taşların nasıl oturtulduğu önemli benim için. Üstelik "exorcism" halihazırda tutmuş, tutmaya da devam edecek bir tema. Ancak bu konu, iyi işlenirse insanı vezir edebilecek, aksi yönde de insanı rezil edebilecek bir konu. 

Robert Kirman, okuyucusuna, The Walking Dead'den daha gerçekçi bir şey vermek istediğini söylemiş. Tabii bu konu tartışılır ancak, Kirkman okuyucusunu tanıyan bir yazar. Neyi ne kadar vereceğini, bunu nasıl sürdüreceğini iyi biliyor. Bu doğrultuda Outcast'in zaten tutacak bir proje olduğunu söylemek güç değil.

Neye dayanarak söylüyorum bunu? 

İlk zamanlarda Robert Kirkman'a verilen emirler, Outcast'in satış rakamının The Walking Dead'i geçmesi yönündeymiş. Haliyle bu doğrultuda yazılan bir çizgi romanın, okuyucuyu bağlama yönünde (ay ne iğrenç bir tabir kullandım sdfghj) olduğunu söyleyebiliriz.

Sözün özü, Outcast, karanlık çizgi roman severler için iyi bir tercih. Okurken muhteşem bir gazla okumaya devam etmiyorsunuz ancak yine de kendini okutturmayı biliyor. Yazıda övdüm mü sövdüm mü belli değil ancak benim kişisel düşüncemi merak ediyorsanız, evet okumaya devam edeceğim bir seri Outcast. 




Goodreads, alanında çok kullanılan, benim de üye olduğum, gayet kullanışlı bir site. Sayesinde pek çok grafik roman keşfettim desem yalan olmaz. "Goodreads Author" gibi pek çok yazarı takip edebilmemiz gibi güzel bir özelliğinin yanı sıra, her yıl kullanıcılarının oylarıyla, kategoriler halinde çeşitli ödüller verilmekte. Şu an spesifik olarak ilgilendiğimiz kategori ise, "Best Graphic Novels & Comics" kısmı. Aday olan çizgi romanları sıralayacağım ve kazananı da en sona ekleyeceğim böylece aslında bir nevi öneri listesi olmuş olacak.

Not: Liste en az oy alan çizgi romandan en yüksek oy oranına sahip olana doğru gitmektedir. En sonda ise kazanan eser bulunmakta ^.^

March: Book Three

March, esasında üçleme olan bir grafik roman. ABD'de İnsan Hakları Hareketini John Lewis'in perspektifinden aktarmakta. Yazarlığını Andrew Aydın, illüstrasyonu ise Nate Powell yaptı. Top Shelf'in yayımladığı ilk kitap (March: Book One) 2013 yılında çıkmıştı. March: Book Two 2015 yılında yayımlandı. Sonuncu kitap ise bu yıl Ağustos ayında çıktı.

İlk kitap, John F. Kennedy Book Awards'da ilk kez ödül kazanan grafik roman özelliğini taşınıyor. Book Two ise Eisner Ödüllerine aday olmuştu. Yine Book Three, National Book Award'da ödül alan ilk grafik roman oldu.

White Sand

Haziran 2016'da Dynamite tarafından yayımlanan White Sand, üçleme olarak planlandı. Yazar Brand Sandorsan ve Rik Hoskin, çizer ise Julius Gopez. Kitap New York Times Best Seller'de iki numara olarak yerini aldı.

Kumdan oluşan Taldain gezegeninde, kumları sihirli yollarla maipüle eden Sand Master'lar vardır. Ancak komploya uğrayarak katledildikleri zaman, içlerindeki en zayıf olan Kenton kendisinin tek kurtulan olduğunu düşünecektir. Düşmanlar her taraftan yaklaşırken, Kenton, Kriss isimli bir Darksider ile ortaklık kuracaktır.

Patience

Daniel Clowes'ın en uzun grafik romanı olan Patience, aşk temasına işlemesine karşın bir bilim kurgu aslında. Zamanda yolculuk filan var işin içinde.

Patience, Jack ile sevgili olmuştur ancak öldürülmüştür. Jack de bu durumda bir numaralı zanlı olmuştur. Olaylar gelişir ve Jack zaman yolculuğu yaparak 2006'ya gitmiştir. Patience'ın katilini bulmuştur ancak işler asla yolunda gitmez: Jack kendini 1985 yılında bulmuştur. Her "sıçrama"da Patience'ın geçmişini öğreniyoruz ve hikaye oldukça hassaslaşıyor.

Something New: Tales From a Makeshift Bride

En çok French Milk ve Displacement gibi işleriyle bilinen Lucy Knisley'in en yeni grafik romanı.

Daha çok otobiyografik çalışan Knisley bu sefer de kendi deneyimlediği bir şeyi,  kendi düğününü anlatmakta.

Kendi düğününü daha doğrusu deneyimini anlatmaktan çok bu endüstriye, kapitalizmin bu "getirisine" bakış açısını sunmakta, ucundan da feminizme değinmekte Knisley.

Small Gods: A Discworld Graphic Novel

"Sırf sen açıklayamıyorsun diye, bunun bir mucize olduğu anlamına gelmez"

Doubleday'in yayımladığı bu grafik romanın yazarı Terry Prachett, çizeri ise Ray Friesen.

Konusu ise şöyle: Kitap Brutha'nın hikayesini anlatıyor. Omnia'da, tanrısıyla yüz yüze gelecektir. Yani kelimenin tam anlamıyla yüzleşecektir. Om alçak gönüllü ve tek gözlü bir kurbağa olarak ortaya çıkacaktır ve tek gerçek inanın Brutha olduğunu keşfedecektir.

The Vision, Volume 1: Little Worse Than A Man

Marvel'dan çıkan serinin yazarı, bu aralar Batman'den ötürü epey ünlenen Tom King. Çizer ise Gabriel Hernandez Walta.

Vision kendine normal bir insanın kuracağı hayatı kurmuştur: karısı Virginia ve iki çocuğu Viv ve Vin. Çocuklar ona benzemektedir: Güçleri ve istekleri. "Normal olmaz arzusu" onlarda da vardır ve her şey çok normaldir. Yani aşırı normaldir. Çok geçmeden olanlar olacak, aile Grim Reaper tarafından saldırıya uğrayacaktır.


Rosalie Lightning

Eisner adaylığı bulunan çizer Tom Hart'ın, St. Martin's Press'ten çıkan grafik romanı.

Tom Hart, kendisi de bir çizer olan Leela Corman ile evli. Kızları, 2011'de,  ikinci doğum gününe üç hafta kala ölmüş. Tom Hart'ta bu ölümü işlemiş kitapta ve buna bağlı olarak keder, umudu kaybetme ve bu umudu tekrar bulma gibi temaları bulunduruyor. Yani anı niteliğinde bir grafik roman diyebiliriz.


The Wicked + The Divine, Vol. 3: Commercial Suicide

The Wicked + The Divine, Image Comics'in yayımladığı oldukça ünlenmiş bir seri. Bu volüm de #12 - 17 sayılarını kapsıyor. Yazarı Kieron Gillen, çizeri ise Jamie McKelvie.

Genel konusu şöyle: Tanrılar 90 yılda bir enkarne olmakta, yani insan şekline girmektedir. The Recurrence denen bu döngü gerçekleştiğinde iki yıldan fazla hayatta kalmamaktadırlar. "Sırf ölümsüz olduğun için sonsuza kadar yaşayacaksın manasına gelmiyor" gibi bir mottosu var hatta.


Rat Queens, Vol. 3: Demons

Yine Image Comics'in yayımladığı bir seri. Yazarı, Kurtis J. Wiebe. 3. Volümün çizerleri ise Tamra Bonvillain ve Tess Fowler. Bu volümün kapsadığı sayılar ise: #11 - 15

Genel konusu: Rat Queens kimdir? Tanrının yarattıklarını menfaat için öldüren bir grup. Bu karanlık komedi serisinin karakterleri de çok ilginç: Hannah the Rockabilly Elven Mage, Violet the Hipster Dwarven Fighter, Dee the Atheist Human Cleric ve Betty the Hippy Smidgen Thief. "Buffy, The Lord of the Rings dünyasında, Tank Girl ile tanışıyor!" şeklinde de özetlenmiş.

DC Universe: Rebirth #1

Evvet! Bu one-shot'ın bu listede olmasını -tabii ki- bekliyordum. Nedir efendim bu? Geoff Johns'un yazdığı, DC'nin Rebirth dönemini başlatan sayı. Çok feci olaylar olmuştu burada. Canımız, ciğerimiz, eski Wally gelmişti. Bize neler olduğunu anlatmıştı. Flashpoint olduktan sonra, Barry, her şeyi -daha doğrusu zaman akışını- düzeltmeye çalışırken neler olduğunu, birinin işe karıştığını ve kahramanlarımızın 10 yılının çalındığını söylemişti. Ay neden anlatıyorum ki, sitede zaten incelemesi mevcut: İnceleme: DC Universe Rebirth #1 --Ben okuyamam son bir cümleyle özetle derseniz, New 52'nin soru işaretleri bir nebze burada çözüme ulaştı.

Black Panther #1

Evet, Marvel'dan bir çizgi roman daha bu listede yer alıyor. Yazarı Ta-Nehisi Coates, çizeri ise Brian Stelfreeze.

Tabii ki bu sayının aday listesinde yer alması şaşırtıcı bir durum değil. Bu sayı ile Black Panther yeni bir döneme girmiş oldu ve böylece kendi serisine tekrar kavuşmuş oldu.

Bu arada seri şu an 8. sayısında. 9. sayı 28 Aralık'ta çıkacaktı yanılmıyorsam.


Paper Girls, Vol. 1

Yine Image Comics! Bu durumdan şikayetçi miyim? Asla! İsminin bile ilgi çektiği bu serinin yazarı Brian K. Vaughan. Çizer ise Cliff Chiang. Seri Eisner ve Harvey Ödüllerini almıştı.

Konusu şöyle: '80'lere gidiyoruz. Cadılar Bayramı'nın ertesi sabahı, bir grup gazete dağıtımcısı kızımız akıl almaz olaylara karışacaktır. Kızlarımız bir gaspçının peşine düşecek ve gelişen olaylar sonucunda kesinlikle 1988 yılına ait olmayan bir "Apple" ürünü bulacaklardır. Sonra gelsinz zaman yolculukları gitsin çeşitli zaman sürerlilikleri filan. Unutmadan, çizgi romanın tonu ünlü dizi "Stranger Things" ile oldukça benzemekte.

Lumberjanes, Vol. 3: A Terrible Plan

Boom! Box gerçekten güzel işler çıkarıyor. Aday olan üçüncü volümün yazarları: Noelle Stevenson, Faith Erin Hicks, Shannon Waters. Çizerleri ise, Various ve Carolyn Nowak.

Genel konusu ise: Mal, Ripley, Molly, April ve Jo isimli bir grup kızın hikayesini anlatmakta. Bir izci kampında ilginç yaratıklarla ve doğaüstü şeylerle karşılaşacaklardır.



Dark Night: A True Batman Story

Tabii ki aday listesinde olmasına -yine- şaşırmadığım, Paul Dini'nin yazdığı ve Eduardo Risso'nun çizdiği, Vertigo tarafından yayımlanmış bir grafik roman. Benim kişisel oyum da kendisineydi :') Kazanamaması üzmedi değil ^.^

Paul Dini, Batman ve bilhassa Vertigo kelimelerini duyunca heyecanlanmamak elde değil. Ancak bu kitap kafalarda oluşan bir Batman hikayesi anlatmıyor. Paul Dini anlatıcı, ve çocukluğundan başlayarak kendi yaşamında Batman'in yerini anlatıyor. Adam West'in Batman'inden tutun da BTAS'ın arka planına kadar pek çok şeyi öğreniyoruz. Tabii ki Batman yine başkahramanımız ve Paul Dini'ye kaybettiği "umudu" tekrar kazandırıyor.

Monstress, Volume 1: Awakening

Marjorie M. Liu'nun yazdığı, Sana Takeda'Nın çizdiği, Image Comics'ten çıkan bir seri.

Konusu şöyle: Monstress, alternatif bir Asya'yı anlatıyor; 1900'lü yıllara gidiyoruz. Savaşın travmasından sağ çıkmaya çalışan bir kızın hikayesini anlatıyor, üstelik bu kız bir canavarla ilginç bir psişik bağ paylaşıyor. Üstelik bu; ikisini de dönüştüren ve ikisini de hem insanların hem de öteki dünyevi güçlerin hedefi haline getirecek bir güç.


Orange: The Complete Collection, Vol. 1

Listenin ilginçleştiğinin farkındayım. Ichiga Takano'nun yazdığı eserin konusu şöyle: Naho 11. sınıfa başla ve on yıl sonrasına bir mektup yazar. İlk başta öylesine yazdığı bu mektup bir bir gerçekleşmeye başlar ve Naho bunun gerçek bir anlaşma olduğunu fark eder. Naho'nun gelecekteki kendisi ona, Kakeru adlı bir transfer öğrencinin geleceğini söyler.
Mektup, Naho'ya bu öğrenciyi izlemesini, onu kötü geleceğinden sadece kendisinin kurtarabileceğini söylüyor. Naho onu kötü kaderinden kurtarabilecek midir?

Bu romantik bilim kurgu Japonya'da, şimdiden milyondan fazla kopya sattı.

Ms. Marvel, Vol. 5: Super Famous

Bu volümün yazarı G. Willow Wilson, çizerleri ise, Takeshi Miyazawa, Adrian Alphona ve Nico Leon.

Açıkçası bunun da listeye girmesine şaşırmadım. Kamala Khan kendine güzel bir kitle yarattı. Burada da resmi olarak bir Avenger oluyor!

Açıkçası Kamala tartışmalı bir karakter, "Tumblr kızlarına göre" gibi pek çok yorum okusam da, sevmeyenine de pek rastlamadım desem doğrudur.


Ghosts

Graphix'in yayımlandığı, Raina Telgemeier'in grafik romanı.

Catrina ve ailesi, kardeşi Maya hasta olduğu için taşınmaktadır. Cat, Bahía de la Luna için arkadaşlarını terk etmekten pek memnun değildir. Ancak komşuları ona bir sır verecektir: Bahía de la Luna'da hayaletler vardır!

Catrina pek ilgilenmese de, Maya bir tanesiyle tanışmak için oldukça kararlıdır. 


Saga, Volume 6
Brian K. Vaughan'ın yazdığı, Fiona Staples'in çizdiği, yine, Image Comics tarafından yayımlanan Saga serisi hali hazırda oldukça ünlü. Üç kere Eisner kazanması da bunu kanıtlıyor. 

Zaten biliyorsunuzdur ancak yine de söyleyelim: Galaktik bir savaş mevcuttur ve tarafların iki askeri birbirine aşık olacaktır. Bizde de Marmara Çizgi tarafından basılıyor. 

Bu cilt ise #31 - 36 sayılarını içermekte.

Eveeeet! Hala okuyan kaldı mı bilmiyorum ama sona geldik! Gördüğünüz gibi, adayların arasında graphic memoir'den tutun da dönem eseri var. Image ve Boom! Studios da bu listede yerini aldı. Ben ödülün DC ya da Marvel'dan bir çizgi romana gideceğini düşünsem de böyle olmadı. İşte açık ara oy farkıyla kazanarak şaşırtan çizgi roman: 

Adulthood Is A Myth


"Sen özel bir kar tanesi misin?

Kariyerini yükseltmek için ağ kurmanın tadını çıkarıyor musun?

Yetişkinlik, senin tamamı ile hazırlandığını hissettiğin, heyecan verici yeni bir meydan okuma mı?

Ugh. Lütfen git. 

Bu kitap geri kalanımız içindir. Bu çizgi roman, internette harcanmış tüm güzel haftasonlarını, muhteşem bir adamla sokakta el ele tutuşmanın dayanılmaz acısını, bütün gün eve gitmenin ve tekrar pijamaları giymenin hayalini kurmanın ve bu yetişkinlik şeyinin tam olarak ne zaman başladığını merak etmeyi belgeliyor. Diğer bir deyişle, genç modern hayatın dehşeti ve beceriksizlikleri." şeklinde bir tanıtım metni hazırlamışlar zaten. Benim pek de bir şey söylememe gerek yok herhalde. ^.^


Ufak çaplı bir grafik roman öneri listesi yapayım dedim. Ancak şimdiden uyarayım ki, bu küçük listemizde DC Comics ya da Marvel'dan herhangi bir eser yer almamakta. Biraz daha farklı tatlar isteyenlere gelsin. Bu arada sıralamanın hiçbir önemi yoktur, baştaki daha güzel, sondaki daha kötü gibi bir anlam çıkmasın. ^^

Beautiful Darkness | Karanlık Güzel


Drawn and Quarterly tarafından çıkarılan bu eser Fransız ekolünden gelmekte. Yazarı Fabien Vehlmann olmakla birlikte çizeri Kerascoet olarak anılan Marie Pommepuy ve Sebastien Cosset tarafından yapılmış. Bizde de Arkabahçe Yayıncılık tarafından çıkarıldı. Zaman kaybetmeden okuyun derim!

Aurora ve sevgilisi Hector ile tatlı tatlı çayını içmekte, kankası Plim ise buluşmalarının iyi geçmesine yardımcı olmaktadır. Her şey iyi giderken, ev bir anda damlaya başlar. Evet evet! Bildiğiniz kırmızı kırmızı akıyor. Bu felaketin ardından anlarız ki, Aurora ve diğerleri başka bir dünyaya geçmiş: Kendilerinin küçücük olduğu bir evren! 

Eseri ilginç kılan, o çocuksu çizimlerin ardında aslında muhteşem derecede insanın sinirini bozan bir hikayeyi işlemesi. Şöyle ki, çürümeye durmuş küçük bir kızın cesedi ve içinden çıkan küçük insanların başından geçenler anlatılıyor ve biz zamanın ilerleyişini bile cesedin çürüme evreleriyle ayırt edebiliyoruz. Hafif bir Sineklerin Tanrısı rüzgarı esmekle birlikte Alice Harikalar Diyarında'dan tutun da pek çok masala; Psikotisizm'den Nevrotikliğe kadar göndermelerle dolu. Eserin bir diğer yönü ise okuyucuyu aktif kılması. Yani açık bırakılan noktalar var ve buraları siz tamamlıyorsunuz. (O kızcağızın nasıl öldüğü, avcının bir katil olup olmadığı gibi noktalar mesela.)


Seconds


Bryan Lee O'Malley'nin 2014 yılında yayımlanmış grafik romanının konusu şöyle: Katie bir gece uykusundan uyanmıştır ve çekmeceli dolabının üzerinde bir parıltı görmüştür. Uykuyla uyanıklık arasında gidip gelen Katie, bunu hayal gücüne vermiştir. Beyaz saçlı bu varlık "Eğer işler yolunda gitmezse, unutma!" deyip çekmeceli dolaba girip kaybolmuştur. Katie dolabın içine bakmıştır ancak, içinde bir çorap bile yoktur. Zaman geçer ve Seconds'da şef olan ve hayatından pek de memnun olmayan Katie, ikinci bir restoran açma kararı verir. Olan çeşitli olayların sonucunda "İşler nasıl bu kadar ters gidebildi?" diye düşünürken, o rüyayı hatırlar. Dolabı karıştırır ve gizi bir bölme bulur. Bölmeden bir hediye kutusu, hediye kutusunun içinde ise bir not ve -sihirli- bir mantar bulmuştur. Notta şu yazmaktadır: 

"İkinci Şans Bekliyor

1. Hatanı yaz
2. Bir mantar ye
3. Uyumaya git
4. Yenilenerek uyan"

Evet, bu sayede Katie hatasını düzeltme fırsatı yakalamıştır. Bir süre sonra sihirli mantarların kaynağını bulacaktır ancak hatalarını düzelttikçe işler daha da fenalaşacak, Katie hayli zor durumlara sürüklenecektir. Açıkçası bunun gibi oldukça sıradan insanları anlatan, içine de hafif bir fantastiklik katılan şeyleri seviyorum. Seconds bunun güzel bir örneği.

Wild Children 


Image Comics tarafından 2012'de çıkarıldı. Yazarı Ales Kot, çizer ise Riley Rossmo. Peki ne anlatır?

Oldukça ünlü olan "Hiçbir zaman okuduğum okulun eğitimime karışmasına izin vermedim" sözünün bu grafik romanı özetlediğini söyleyebiliriz. Şöyle ki; Uberland Lisesi'nin birbirinden zeki ve geleceği parlak beş çocuğu bir başkaldırı düzenleyerek, okul yönetimini ele geçiyorlar. Ve webcam aracılığıyla yayın yapmaya başlıyorlar. Eğitim sistemini ve pek çok şeyi eleştiriyorlar.

Bir fikri, mesaj kaygısı olan bir grafik roman ancak çok çok sürükleyici. Karakter gelişimi olmasa da (Böyle söyledim diye eksi bir yön olduğu sanılmasın) çok güzel bir noktada ters köşe yapıyor. Üstelik verdiği mesajlar HA-Rİ-KA! Bence okuyun! (Not: O kurşunların nereye gittiğine çok iyi bakın!^^)


Nimona


Kahraman olamadığı için villain olmak durumunda kalan Lord Ballister Blackheart, bir şekil değiştiren (shapeshifter) olan Nimona ile tanışacaktır. Daha doğrusu Nimona zorla kendisini onun sidekick'i yapacaktır. Daha sonra Ballister'ın baş düşmanı Ambrosius'u alt etmek için çeşitli işlere gireceklerdir. 

Okuması çok zevkli bir grafik roman. Ballister'in kahraman değil de villain olmak zorunda olmasının nedeni biraz iç burkucu, Nimona ise oldukça eğlenceli. Özellikle Nimona'nın sürekli "Evet, kimi öldürüyoruz, nereyi patlatıyoruz, şurayı da yakalım mı" minvalinden cümleleri, Ballister'in ise -villain olmasına karşın- "İnsanları öylece öldürüp ortalıkta gezemezsin." gibi cevapları güldürüyor. İşin içinde ejderhalar filan da var! Az buçuk süper kahraman çizgi roman kültürüne de gönderme yapıyor. 

Noelle Stevenson'ın ilk grafik romanı gayet eğlenceli, gayet başarılı anlayacağınız. Bu arada kitap ilk webcomic olarak, Tumblr'da yayımlandı. (Gördüğünüz gibi Tumblr aslında kötü bir şey değil^^) Daha sonra, 2015 mayısta HarperCollins baskısını yaptı. Haziran 2015'te 20th Century Fox Animation, animasyon uyarlamasının haklarını satın aldı. Ay gidin okuyun işte :') 

Rebetiko


Bu da Fransız ekolünden gelmekte. David Prudhomme tarafından yazıldı. Bizde de Aylak Kitap tarafından çıkarıldı. 

Öncelikle, Rebetiko'yu tanımlamamız gerekirse, kökeni İzmir'de doğan, Yunanistan'da olgunlaşan bir müzik türü. Hatta Doğu kökenli Yunan Blues'u diye tanımlayanlar da var. Neyse, konumuza geçeyim.

Yaşadığımız nüfus mübadelesi sonucunda buradan pek çok kişi Yunanistan'a döndü. Bu albüm de buradan göç eden ama orada da dışlanan insanları konu edinmekte. Baskıcı bir rejimin olduğu dönemde (1936, Atina) müziklerini yapmaya çalışan ancak müziklerine karışan "Türklük"ten ötürü dışlanan bu insanların hayatlarının çok kısa bir kesitine şahit oluyoruz. Okuduğunuz zaman "Vaoovv, hayatımın eseri" demeseniz de farklı bir tat bıraktığı kesin.



[update title="Künye" icon="info-circle"]Yayınlandığı Tarih: 02.11.2016
İçerdiği Sayı: Geek-Girl #1
Yazar: Sam Johnson
Çizer: Carlos Granda
Yayıncı: AAM-Markosia[/update]
Selamlar! Geçenlerde tesadüfi bir şekilde bu sayıya denk geldim, ilgimi de çekince okudum. Batman'i yazmadığım şu günlerde -hiç kimse de fark etmedi, aşk olsun!- Kafe'ye yazayım da bir ateş almış olayım dedim. Bunun gelecek sayılarını yazmayı düşünmüyorum açıkçası. İlginç geldiği için paylaşayım istedim. Aslında tanıtım yazısı yazacaktım ki, henüz nasıl seyredeceği belli olmayan -yani henüz güvenmediğim- bir şeyi önermeyeyim dedim. Onun için ilk sayının yazısını yazıyorum, bir şans verip vermemek size kalmış ^^


[error title="Spoiler Bölgesi" icon="exclamation-circle"] Sayı bu malum kızımızın gökyüzünde salınması ile başlıyor. Sonra aniden sayko bir kızı, Neon Girl'ü elektrik manyağı yaparken görüyoruz. -Ben buralardan uzaklaşalı anlatımım yine kaymış, neyse- Geek-Girl, Neon Girl'ü hastaneye kaldırıyor. Neon Girl, bizim elektrikli psikopatı bulmasını istiyor ve burada Geek-Girl'ün güçlerini nasıl kazandığını öğreniyoruz. Gençler üniversiteden arkadaşlarıyla bir barda takılırken, Jeff, bir gözlükten bahsetmeye başlar. Bu gözlüğün insanlara güç verdiğinden söz eder. Kızımız da bu gözlüğü ister ve strip poker oynayarak bunu kazanır. Daha sonra Neon Girl ameliyata alınır ve Geek-Girl'e bu elektrikçi kızı bulmak kalır. Geek olmayan Geek-Girl'ümüz Ruby,  gelişen olaylar sonucunda çok fena rezil olacaktır ve yolu elektrikçi kızımızla kesişecektir. [/error]


Görüş


Bir hayattan kesit (slice-of-life) çizgi romanı gibi dursa da, süper kahraman janrı buna pek izin vermiyor. İzin vermediği gibi de aslında bir süper kahraman çizgi romanı olmayacağının haberini de veriyor. Çizgi roman janrı ile onu karikatürize etmeden dalga geçiyor. Zaten çok da bir olay örgüsünün olmadığını söylemek yanlış olmaz. Yapılan Batman (ve çizgi roman) göndermelerinin gayet hoş olduğunu da eklemem gerekir.

Benim en sevdiğim nokta ise, gözlük! Evet bildiğiniz gözlük! Bilirsiniz, Superman dolayısıyla gözlük gerçek hayata adapte olma, kimliği gizleme simgesi olmuştur. Burada Ruby'ye güçlerini kazandıran şeyin bu olması hoşuma gitti. Gerçi nasıl çalıştığını tam anlamadık ama olsundu :')

Yetişkinlere hitap ettiğini söylemek gerek. Kullanılan dilin, üniversite çevresinde geçmesinin ve başka şeylerin bu doğrultuda tasarlanmış olduğunu söyleyelim. Bir de protagonistin kız olması, çizgi romanın özellikle hanımlar için çıkartılmış olduğunu düşündürtmesin. Bir de son dönemde okuduğum çizgi romanlar arasında "objeleştirme"yi en çok burada gördüğümü söyleyebilirim. (Objeleştirme erkek karakterler için de yapılsa da burada hanımlar üzerinden yürüdüğünü söylemem gerek)

Bunlar haricinde çok da söyleyeceğim bir şey yok. Eğer unutmazsam, bir kaç sayı daha okumayı düşünüyorum. Belki farklı bir tat verebilen bir seri olur, değil mi ama?^^
7.0
İYİ

Sizin sayıya verdiğiniz puan kaç?


[update title="Künye" icon="info-circle"]Yayınlandığı Tarih: 12.10.2016
İçerdiği Sayı: Detective Comics #942
Hikaye: Night  of The Monster Men: Part Six
Yazar: James T Tynion IV, Steve Orlando
Çizer: Andrew T MacDonald
Yayıncı: DC Comics[/update]
Eveet, gecikmiş bir sayı ile buradayım. Night of The Monster Men bu sayı ile son buldu. Event için bir genel bakış yazısı yazmak istesem de, daha söyleyecek bir şeyim kaldı mı diye düşünüp bundan vazgeçtim. Onun için sayının en son kısmında genel olarak bir yorum kısmı ayıracağım, okumak isteyenleri direkt oraya alalım. Bu arada önceki sayıda (Bkz: Nightwing #6) canavarların düştüğünü zannediyorduk. Ancak Alfred bize bu hücrelerin organik gibi davrandığını ancak öyle olmadığını, programlanabilir olduğunu ve açık hava ile bir şeyler olduğunu hatırlatmıştı. Batman ise Hugo Strange ile yüzleşmeye gitmişti.


[error title="Spoiler Bölgesi" icon="exclamation-circle"] Anlayacağınız üzere son bir büyük canavarımız oluşuyor. Batman Hugo Strange ile yüzleşmeye gittiği için de bu canavarı bizim Yarasa Ailesi'ne bırakıyor. Wayne Watchtower'lar aktif hale geliyor. Bu sırada Batman Anders Tower'a, Hugo Strange'in yanına varıyor. Böylece Hugo Strange'i görüyoruz. Batman'i daha doğrusu Batman'in beynini en ince ayrıntısına kadar araştırmış; Batman kostümüyle kitaplardan oluşan tahtında oturuyor. Tabii o kostümün ufak bir sırrı var: ufak bir darbe de bile Hugo Strange'i öldürecek yapıya sahip. Batman ile Hugo Strange konuşmaya başlıyor ancak biz canavarımıza geri dönüyoruz. Nightwing, önceki dört canavarın başka bir beşinciyi oluşturduğunu düşünüyor. Biraz daha spesifik olursak, Batman'i oluşturan dört öğenin - keder, manipülasyon, çocukluk, korku- başka bir şeyi ifade ettiğini fark ediyor: Ego. Bu sırada Wayne Watchtower'ları bir anlığına bu en büyük canavarımızı etkisiz hale getiriyor ve Nightwing atağını yapıyor. Jack Sparrow gibi canavarın ağzından içeri giriyor. Orada bir şeyin -bir çocuğun- olduğunu öğreniyoruz.



Bu sırada Hugo Strange ve Batman'e dönüyoruz. Hugo Strange, şehrin Batman'e ihtiyaç duyduğunu ancak bu kişinin kendisi olması gerektiğini söylemişti. Kendi beynini test etmiş, bu çılgın şekilde aklı başında olan tek insan oymuş. Bu sırada Hugo Strange'in terlemeye başladığını fark ediyoruz, öksürmeye de başlıyor. Yine canavara dönüyoruz, Nightwing'in stabil durumda olduğunu ancak bir şeyin Monster Venom'u etkisiz bıraktığını öğreniyoruz. Derken bizimkilere geri dönüyoruz ve Clayface'in Anders Tower'ı binayı dıştan sarmış halde görüyoruz. En sonunda Hugo Strange oksijensizlikten bilincini yitiriyor. Nightwing de canavarı alt ediyor. Daha sonra Justice League üyeleri Gotham'ı eski haline getirmek için çalışmalara başlıyor. Daha sonra Kate ve Dick'in canavarlaştırılan dört kişinin mezarının başındaki konuşmaya şahit oluyoruz: Venom'um Bane'den geldiğini söylüyor. Yani Santa Prisca'ya yolculuk başlıyor. (Başladı hatta: Batman #9)[/error]


Görüş


Sayıyı yazmak için şöyle yeniden bir göz atayım dedim, bir baktım yeniden okuyorum. Şunu direkt söyleyebilirim ki, sayı NoTMM'in en iyi sayısı.

Öncelikle bu zamana kadar genel olarak aksiyon verilmişti ama son sayıda bunu öyle güzel dengelemişler ki, okurken yerimde duramadım. Özellikle geçişler çok çok iyiydi. Bir Nightwing'e -yani canavara- bir Batman ve Hugo Strange'e geçerek tekdüzelikten kaçmışlar, iyi de yapmışlar.

Bu dört canavarın özelliklerinin toplamda Batman'i temsil etmesini sevdiğimi söylemiştim. Bu durum bu sayıda aşmış. Hugo Strange'in kafasındaki Batman dört özellikten meydana geliyordu: Keder, manipülasyon, çocukluk, korku. Ancak bu dört durum başka bir şey ediyor: Evet, hem yeni bir canavar hem de Batman'in Ego'sunu sembolize ediyor. Tabii bahsedilen "Benlik"i simgeliyor, narsisizmi değil. Bu konudan uzaklaşarak biraz Hugo Strange gelmek istiyorum.

Hugo Strange'le olan her kare mü-kem-mel-di! O yazılan diyaloglar, o kendinden eminliği, ne yaptınız ya siz?! Bu zamana kadar "Hugo Strange nerede?" diye -ehem- yırtındım durdum, meğer böyle epik bir şey için saklıyorlarmış. Çizgi romanın doğası bu, anlatmadığı şeyi gösterir: Hugo Strange'in Batman takıntısını o kadar iyi tasvir etmişler ki, ba-yıl-dım! Zaten sayıyı sevmeme şu yukarıdaki görsel bile yetti, kitaplardan oluşan tahtında oturan bir Hugo Strange: Batman'in kostümüne uymadığını bunu yapabilecek insanın kendisin olduğuna inanan bir dahi. Hugo Strange'in çok zeki olduğunu tartışmaya gerek yok, ancak bana kalırsa burada ufak bir gönderme var. Şimdi tahtını oluşturan kitaplar psikoloji kitapları da olsa; "Bilgi güçtür" mottosunu yansıttığı çok açık. Bu kısım özellikle "Batman zengin çocuğun tekidir, aletleri olmasa hiçbir şey yapamaz" diyen hater arkadaşlara gelsin, Batman'in asıl gücünün bilgi olduğu burada mükemmel verilmiş. (Oh bugün de fangirllük yaptım.)

Bir diğer nokta ise, önceki sayılardan birinde söylemiştim ama yine söyleyeyim: Batman'e bakış açısı. Yani Hugo Strange, Batman'in hatalarının olmaması gerektiğini söylerken, Batman'in hatalarından kaçmamasının -hatta onları kucaklaması- yine onu Batman yapan yegane şeylerden biri olduğunu görüyoruz. Bilmiyorum, ben mi çok derine bakıyorum; ama Batman'in felsefesini anlamak için bu kadar ayrıntılı bakmayı seviyorum.

En nihayetinde bu bir crossover; diğer karakterlere de bakmak gerek. Batman, Batwoman'ın neden gerekli olduğunu işte tam da bu sayıda gösterdi bize. Nightwing ise yapacağını yaptı zaten. Beşinci şeyin Batman'in benliği olduğunu bunun da çocukluktan geldiğini bulması harikaydı. Clayface ise mükemmeldi! Bu kısımda da yine Batman'in her daim hazırlıklı olduğunu görüyoruz. Finalde Justice League'i görmek ise, açıkçası çok da tatmin etmedi. Yani bu kadar olay olup bitmiş; şimdi göstermenin mantığı ne. Bu kadar hayranlara çalışmasalar da olur, çünkü mantıksızlık yaratıyor. Sevmediğim bir diğer nokta ise Wayne Watchtower'ları. Orphan ve Spoiler'ın işaretlerini burada görmüş olduk, tamam, ama sanki biraz havada kaldı. Aman, o kadar kusur kadı kızında da olur.

Ne konuştum, ne konuştuuum, toparlayıp gidiyorum artık: Hugo Strange'i ile, göndermeleriyle, aksiyon ve kurgunun güzel dengesiyle benim çok beğendiğim bir sayı oldu. Umarım Hugo Strange'i tekrar görürüz. Umarım.
9.0
HARİKA

Sizin sayıya verdiğiniz puan kaç?

Genel Bakış

Night of The Monster Men, Rebirth döneminin ilk crossoverı idi. Yani iyi olmak zorundaydı. Bundan dolayı, Hugo Strange gibi eski bir kötüyü revize etmek hem çok mantıklı, hem de aslında risksiz bir hareketti. Sonuçta klasik bir Batman kötüsü ve ilgi çekici hale getirmek çok zor da değil. Ama iyi oldu tabii.

Seri genel olarak aksiyon verdi bize. Her sayıda çok iyi bir nokta bulunuyordu ancak biz tadını çıkartamadan son buluyordu. Neyse ki final sayısının muhteşemliğiyle doya doya istediğimizi aldık. Kısım kısım gereksiz ayrıntılara girilse de genel olarak temposu iyi bir seriydi. Hem yağmurlu ve tahrip olan bir Gotham'ı görmeyi kim sevmez?

Yağmurlu ve Gotham demişken, aslında Batman'i biraz daha loş biraz daha esrarengiz görmeyi isterdim. Çünkü konusu itibariyle eski Batman serilerini andıran bir yapısı var. Ancak burada o kadar da esrarlı bir bir Batman yok maalesef.  Yine konusu itibariyle çok saçmalayabilecek bir potansiyele sahipken iyi kotarıldığını düşünüyorum. Eski bir konu, eski bir kötü, yeni bir işleniş ve yeni materyaller denklemini sevdim ben. Sahi burada yeni Batman teknolojisi bile gördük. 

Ama işte bu gibi noktalardan dolayı sevmeyeni de çok, yani hem aksiyona sahip olması hem de yeni şeylerin açığa çıkması  ve"canavar" gibi bir konunun ele alınmasından dolayı aptalca bulanlar da var. Dediğim gibi ben genel olarak sevdim. DC ilk handikabını iyi atlattı bence. 

Bu arada Hugo Strange Batman kostümünü ilk kez giymiyor. Başka ne zaman, nerede giymiş derseniz şunlara göz atmanızı öneririm:
  • Batman: Prey (Batman: Legends of the Dark Knight #11-15) | 1990
  • Batman #356 (The Double Life of Hugo Strange) | 1983
  • Batman: Strange Apparitions (Detective Comics #472 - I Am the Batman!) | 1977


[update title="Künye" icon="info-circle"]Yayınlandığı Tarih: 05.10.2016
İçerdiği Sayı: Nightwing #6
Hikaye: Night of The Monster Men: Part Five
Yazar: Tim Seeley, Steve Orlando
Çizer: Michael Gaydos
Yayıncı: DC Comics[/update]
Night of The Monster Men'de sondan bir önceki bölümdeyiz. Seriyi beğenen olduğu kadar beğenmeyen de çok. Genel olarak baktığımda ben seven taraftayım. Özellikle bir önceki sayıdaki versuslar (Bkz: Batman #8) çok iyiydi. Hikayenin gelişim gösterdiği asıl sayı bu oldu. Villain'imiz Hugo Strange'i ise neredeyse hiç görememiştik. Neyse, hemen spoiler kısmına geçiyorum.


[error title="Spoiler Bölgesi" icon="exclamation-circle"] Nightwing hala canavar ve Batwoman onunla uğraşmaya devam ediyor. Neyse ki, çok geçmeden Gotham Girl'ün de yardımı ile normale dönüyor. Önceki sayıda insanları etkileyen maddenin onlardan ayrılıp yeni bir canavar oluşturduğunu söylemiştim. Nightwing düzelir düzelmez bu arkadaş kendini gösteriyor. Üstelik elinde şehrin trenini taşıyarak. Gotham Girl, Nightwing ve Spoiler'ı bu trenden kurtarıyor ve bu ikisini Wayne Tower'a bırakıyor. Nightwing ve Spoiler burada ufak bir araştırma yapıyor ve Dick, canavarların Strange'in hastaları olduğu bilgisine ulaşıyor. Bu canavarların anası mı desem, babası mı desem, bu arkadaş Dick'in, Strange'in peşinde olduğunu biliyor. Bir çeşit zekası var. Bundan dolayı Nightwing ve Spoiler'ın peşine düşüyor ve Wayne Tower'a tırmanmaya başlıyor. Bu ikisini tam yakalayacakken Wayne Watchtower aktif hale geliyor. Canavar etkisiz bırakılıyor. Mağarada olan Alfred ise düşen canavarların hücrelerinin organik olmadığını sadece öyle gözüktüğünü, programlanabilir olduğunu ve açık hava ile çeşitli olayların olduğunu hatırlatıyor. Yani canavarlardan kurtulduğumuzu zannederken tam tersi olduğunu görüyoruz. Nightwing araştırması sonucu ulaştığı bilgilerle bu dört canavarın Batman'i temsil ettiğini aktarıyor ve Batman Strange'in yanına gitme kararı alıyor. Sayı da böylece son buluyor.  [/error]




Görüş


Tam "olmamış bu sayı yea" diyecekken bir nokta geliyor ve kalbimi çalıyor. Son ana kadar aslında çok da hoşlanmadığım bir sayı oldu. Neyse parça parça gideyim.

Şimdi öncelikle kurgunun en çok ilerlediği sayı buydu. Batman #8 ile aynı gün yayımlandığından bunun böyle olacağını biliyordum ve sayıyı okumadan önce kafamızdaki soru işaretlerinin epey silineceğini zannediyordum. Benim açımdan pek öyle olmadı. Ben "Neden" sorusunun cevabını almak istiyordum artık. Neden Hugo Strange böyle bir işe girişmiş? Neden psikopata bağlamış? Neden ölü bir projeyi diriltmiş? Bu soruların cevabını alamadığımız gibi "Nasıl" sorusuna da cevap bulamıyoruz. Wayne Watchtower nasıl ana canavarı etkisiz hale getirdi? Bu hücreler nasıl yenileniyor? Yine -neden- yenileniyor? Sonuçta Hugo Strange'in amacı Batman ile yüz yüze kapışmak değil mi? Amacına ulaşıyor zaten devamına gerek var mı? Batman bu canavarların kendisini temsil ettiğini nasıl çözmez ve bu iş Nightwing'e kalır?

Heh, işte bu noktayı sevdim ben aslında. Çok klişe ama dört canavarın Batman'e bir gönderme olmasına ba-yıl-dım! Zaten hayranların bu zamana kadar sürekli Batman kötülerinin Batman'in karanlık taraftaki profilleri olabileceği ya da en kötü ihtimalle Batman'in bir yönünden izler taşıdığını tartışıp durmuyor mu? Bu yönden evet, hoşuma gitti. Hugo Strange'in de aslında iyi bir doktor olduğunu görmüş olduk. "Çocukluk, keder, korku, manipülatör" adamın kafasındaki Batman aslında çok sıradan, çok düz ^^ Ona olan takıntısı da bu yönle aktarılmış gibi, sevmez miyiz?! 

Bunun haricinde, Gotham Girl'ün girdiği tripler neydi öyle ya? Yok "Nightwing benim yüzümden bu halde yapamam" yok "Ya güçlerim fazla gelirse" tripleri. Karakterlerin ön plana çıkarılıp çıkarılıp sonra bir anda böyle geri çekilmesini sevmiyorum ben. Spoiler ise çok kısa zamanda güzel iş çıkarttı. Ya o değil de Nightwing'in canavar halini yine, BTAS'ın "On Leather Wings" bölümündeki dev yarasaya benzettim. Yani ya ben BTAS ile kafayı bozdum ya da amaç buydu. Benim BTAS ile kafayı bozmuş olmam büyük ihtimal tabii. 

Matt Wagner'in yazdığı Batman and the Monster Men'de, Hugo Strange canavarlarını Arkham Asylum'daki hastalardan yaratıyordu. Burada ise kendi hastalarından yola çıkması şık bir tesadüf olmuş. Ya da tesadüf mü olmuş? 

Son kısımdaki cliffhanger ise, benim için oldukça merak uyandırıcı. Hugo Strange neden Batman kostümü giymiş? Bu kadar bilgiyi nasıl toplamış? Tüm bunları Detective Comics #942'de öğreneceğiz. 
7.5
İYİ

Sizin sayıya verdiğiniz puan kaç?

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget