Ve o hiç beklemediğimiz gün geldi çattı. Legion sezon finalini yaptı ve bizler de oturup uzun bir süre Legion izlemeyeceğimizin bilincinde ilk sezonun son bölümünü izledik. Ama önce bu bölümün de güzelliği ile ilgili konuşup kötü haberi birazcık unutalım. Legion'ın sezon finali incelemesi ile karşınızdayız.



Baştan başlayalım. Okumuşsanız eğer, geçen bölüm incelemesinde The Eye karakterinin biraz çabucak öldürülüp harcandığını söylemiştim. Lafımı geri alıyorum, iyi ki olmuş bu. Hala adını bilmesek bile yanık ağabeyimizin öne çıkarılması mükemmel bir hareket diyorum ben. Kendisinin yaklaşık beş altı bölümdür ne yaptığı ve özel hayatına biraz daha yakından bakılması oldukça yerinde çünkü böylelikle karaktere tam olarak bir arka plan kazandırılmasa bile ihtiyacımız olan yakınlığı kurmamızı sağlıyor. Bu başarıyla tamamlandığı için artık ikinci sezonda da kullanılabileceğini düşünüyorum ve dahası umuyorum.

Evet, David artık kelimenin tam anlamıyla başındaki beladan kurtuldu. Kendisi artık güçleri hakkında oldukça farkındalık kazanmış birisi gibi. Açıkçası bunun biraz kötü olduğunu düşünüyorum çünkü dizinin asıl kolonlarından birinin David'in mental hezeyanları. Şimdi birden David tamamen aklı başına gelmiş ve güçleri üzerinde kontrolü kazanmış gibi devam edilirse, dizinin gittiği yön tamamen değişecekmiş gibi geliyor. Elimizde Oliver ile kaçan bir Shadow King var. Ki hikayenin böyle sonlanması umut vericiydi. Çünkü sanıyorum herkes Lenny karakteri ile Aubrey Plaza'nın oyunculuğunu ikinci sezonda da görmek ister.


Değinmek istediğim diğer bir konu Summerland ve Division 3 arasındaki sürekli bahsedilen savaş. Hala bunun bir arka plan hikayesi sunulmadı bizlere. İkinci sezonda bunun üzerine gideceklerini umarak bitirdim ilk sezonu. Division 3'nin motivasyonu belli. Mutantların oluşturabilecekleri tehditler konusunda gerçekçi davranmak istiyorlar. David'in içinde bulunduğu durum itibariyle son bölümde oldukça fazla bir şekilde bu motivasyonlarına destek bulmuşlardır diye düşünüyorum. Öte yandan birbirlerinden ayrı düşüncelere sahip bir Division 3 ekibi var elimizde. Kimi savaşa devam edip hepsini öldürmeyi, kimi de buna bir son vermeyi istiyor. Bu sahnelerde Melanie'den açıkca gösterilecek bir liderlik duruşu sergilemesini beklerdim ama karakter olarak en dengesiz halde bulunan kişi kendisi sanırım. Kocasının dönüşü ile birlikte bu daha çok hissedilir bir hale gelmişti ve şimdi onun Shadow King ile gidişi işleri onun için daha da kötü yapacak gibi.

Sizce bu iki oluşum arasında Shadow King ile ilgili bir ateşkes olabilir mi? Yanık ağabeyimiz bu konuda üstleriyle konuşacağını söylemişti ancak bu konuşmanın tam olarak nasıl geçeceği bence tam olarak ortada. Syd'in yaptığı şeyin işe yaramış olması sonuçları olmayacağı anlamına gelmiyor. Ve burada az önce de söylediğim gibi Division 3'nin motivasyonunu arttıracak bir şekilde etki edebilir yanık ağabeyimiz otoritelere. Sanırım bu konuda David'in alacağı duruş da oldukça önemli bir yere sahip olacak.


David demişken... Bu sezon çok az da olsa babasını görmeyi umuyorduk ancak umutlarımızı ikinci sezon için yeşerten birkaç habere de sahibiz. Amerika'da bir programa konuk olan Patrick Stewart Legion'da oynamaya sıcak baktığını oldukça heyecanlı bir şekilde dile getirmişti. İsterseniz bununla ilgili bir videoya buradan ulaşabilirsiniz. Böyle bir durumda dizinin yapımcılarının da buna kayıtsız kalmayacağı bence su götürmez bir gerçek. Ne diyebiliriz ki, baba ve oğlu bir arada görmeyi cidden istiyoruz.

Merhaba arkadaşlar, Legion'un finalden önceki, artık hemen hemen her şeyin açığa kavuştuğu ve rahat bir nefes aldığımız yedinci bölümünün incelemesi ile karşınızdayız bu sefer. Başlamadan önce çoğunuzu minik bir dertten kurtarmak adına söylemek isterim, Oliver'ın David ve Syd'i kurtarmak adına güçlerini kullandığı kısımda çalan müziğin ismi Maurice Ravel - Bolero'dur, iyi dinlemeler efendim.



Sessiz sinemasıyla, aşırı güzel müzik seçimleriyle ve yine muhteşem oyunculuk performansları ile bir bölüm daha geride kaldı Legion'da. Ve elimizde bu sezon izleyecek bir bölüm kaldı aynı zamanda. Ama kötü haberi bir kenara bırakalım şimdi ve biraz bu bölümün güzelliğini övelim biraz. Gelin biraz artık iskeleti tamamen oturmuş, dış cephesine artık aşina olduğumuz ve içini de görme şansına eriştiğimiz hikayeden başlayalım.

Dizinin de bize resmi olarak belirttiği üzere düşmanımız Shadow King. Bu bölüm kendisinin geçmişini de öğrendik ki ben sizlere bir önceki bölüm incelemesinde çizgi romanlarda nasıl olduğundan biraz bahsetmiştim. Dizi de buna olabildiğince sadık kalmış ve aslında çok da iyi yapmış. Böylece Charles ile ilgili bir şeyler görmüş olduk dizide. Charles demişken, kara tahta çizimlerinde Xavier'ın Patrick Stewart haline ne kadar benzediğini fark ettiniz mi? O yumurta kafalığın insanı bu kadar mutlu edeceği kimin aklına gelirdi. Ayrıca David'in, taklidini yaptığı sırada sesini de ona benzettiğini düşünüyorum ben, tam çıkaramadım ama. Neyse, sonuç olarak Shadow King'imiz var ve David bu olayı kelimenin tam anlamıyla mantığıyla beraber çözdü. Burada oyuncunun kendi kendisiyle konuşma yapmasındaki oyunculuğu övmeyeceğim, siz de harika olduğunu biliyorsunuz nasılsa.


David aklındaki açmazın kilitleri aslen David'in kendisiyle değil dışarıdan aldığımız bir yardımla açılmaya başladı. Bahsettiğim kişi Oliver Bird. Burada dizide ufak bir hata olarak gördüğüm kısmı paylaşmak istiyorum. Nazar boncuğu niyetine. Geçen bölümün sonunda hatırlarsanız denizaltı kıyafetinden çıkan kişi yaralı doktorumuzdu. Nasıl olduğunu oldukça güzel açıkladılar aslına bakarsanız. Ancak ben hala o kıyafetin ne işe yaradığından ve ne için kullanıldığından emin değilim. Dahası bölümde Oliver'ın olaylara tam olarak nasıl dahil olduğu tam olarak açıklanmadı. Birden olmuş ve olduğu gibi devam etmiş gibiydi. Bölümün sonunda hatırlarsanız Summerland'de gördük kendisini. Bunun nasıl olduğu da açıklanmadı.

Başka bir şikayetim de bir karakter üzerine. Kendisi The Eye olarak tanıtıldı bizlere. İlgi çekici ve devamlılık gösterebilecek bir karakterdi bence. Ancak kendisini bu bölüm çok fena bir şekilde Shadow King'e kurban verdiler. Mutant olduğunu göz önünde bulundurursak, bence Division 3 ile ilgili ilişkisini ve daha öncesini görebileceğimiz, kendisine hoş bir karakter arka planı oluşturulup ikinci sezonda bile kullanılabilecek bir karakterdi bence. Aslına bakarsanız ölümü, dizinin şu ana kadar çıkmış yedi bölümünde de ne kadar etkisiz bir şekilde kullanıldığını fark ettirdi bana. Sanırım onun yerine David ve Lenny tarafından yere yapıştırılmış yanık ağabeyimiz geçecek.


Hazır yanık ağabeyimizden bahsetmişken incelemenin son kısmını da bölümün son kısmına ayıralım. Yine çok güzel bir şekilde "Aha, şimdi ne olacak?" surat ifadelerimizle bitirdik bölümü. Bildiğimiz gibi Division 3 bir devletin bir bölümü. 3 sayısından da anladığımız üzere bunlardan birden fazla var. Ben ikinci sezonun bunlara ayrılacağı kanısındayım şu an. Yine de şu an devletin bir bölümü gibi değil de kişisel bir dava üzerine yanık ağabeyimiz tarafından kullanılıyor gibi gözüküyor. Bu da bizi cidden "Şimdi ne olacak?" sorumuza getiriyor.

David'in bir şeyler yapmaya çalışacağı ortada ve bu çalışması yüzünden Lenny'nin tabutunun iyice kırılacağı da kesin gibi. Sezon finalini David'e karşı Shadow King mi yapacaklar yani? Peki ya son anda Charles Xavier yardıma gelirse? Sandalyesinin tekerleğini görmeyen yok, değil mi?

Bu sefer o kadar da ortalığın karışmadığı, biraz daha akılların yerine geldiği ve bir şeylerin daha açık sunulduğu bir bölüm izledik, değil mi? Ben mi öyle sanıyorum yoksa? Bu dizi kesinlikle, anladığım şeyleri cidden anlıyormuşum gibi hissettirmiyor bana. O zaman gelelim altıncı bölümü ile bir başka Legion incelemesine.


Dizinin bu bölümü, geçen bölüm David'in bizi koyduğu hastane içinde geçti tamamen. Önce minicik birkaç sahneyle genel olarak kahramanlarımızın geçmişle ilgili sıkıntılarını öğrendik. Wallace'ın annesinin nasıl öldüğünü oldukça merak etmekteyim şahsen. Yine de hepsinden önce baş düşmanımızla başlayayım ben. Shadow King ismini duydunuz mu hiç? Evet, Charles ile savaşan. Artık düşmanımızın o olduğundan neredeyse eminiz. Lenny'nin Charles'tan bahsettiği sahne izlendikten sonra patladı işte olaylar. Shadow King ile ciddi bir savaşa girmiş biriydi çünkü kendisi. Hatta Shadow King ile savaşı neticesinde X-Men fikri doğar Charles için. Çizgi romanlarda David ile de uğraşmışlığı vardır. Yani bizim için en uygun adaydır. Bu yüzden dizide bu karakterin kullanılması da çok daha güzeldir. Kim bilir, belki Profesör X görürüz sezon sonunda bir yerlerde.


Gelelim buradan hastane olayına. Ben hala bunun kimin başının altından çıktığı konusunda biraz kararsızım ancak bence Shadow King tarafından David kullanılarak yaratılmış bir gerçeklik orası. Kontrol Shadow King'te ama David sanki kendi eline alabilirmiş gibi. Çünkü ortada tüm bu olanlar konusunda şüpheci bir Syd var ve David'in ona aşık olması Shadow King'in canını biraz sıkmış gibi. Son sahnede bunu oldukça temaslı bir şekilde görüyoruz. Ancak ben bu konudan biraz rahatsızım. Bu açmazdan kurtulmalarını sağlayacak şeyin David'in, Syd'e aşık olması ile ilgili o kadar da güzel düşüncelerim yok. Mantıklı bir bağ kurulamaz demiyorum ancak sanki daha güzel bir şey yakışabilirmiş diye de düşünmekten alamıyorum kendimi. Yine de tam olarak böyle olup olmadığı konusunda emin değiliz hala

Hastane açmazı bir de Melanie ve Cary ile çözülmeye çalışılmakta. İkisi de Oliver olduğunu düşündüğüm ve hatta düşündüğümüz denizaltı adamı tarafından bir şekilde asıl gerçeklikten haberdar ediliyorlar. Hatta Melanie asıl gerçeklikte David ve Syd'i hedef alan kurşunları durdurmaya çalışma aşamasına kadar ilerliyor. Yine de Shadow King bunlardan haberdar gibi duruyor. Burada kısaca biraz Aubrey Plaza övmek istiyorum sizlere. Sadece oyunculuğu ile değil dans figürleri ile de kendini dizi içinde bir başka yere taşımasını sevinçle izliyorum ve düşmanımız olduğu için bir parça da üzülmekteyim. İkinci sezon onayını alan dizimizin devamında da bizimle olacak mıdır dersiniz? David bir başka kişilik parçası olarak kalmasından ben son derece memnun olurum.


Son olarak denizaltı kıyafetinden çıkan Cary ile ilgilli biraz konuşalım. Oliver olduğunu tahmin ettiğimiz kişinin Melanie ve Cary ile iletişim kurabilmesini ben onlarla oldukça fazla zaman geçirmiş olmalarına bağlıyorum. Özellikle de fiziksel bedenini o hale getirenlerin Cary ve Melanie olduğunu düşünürsek. Oliver karakterinin de Shadow King olduğuna dair twist söylemleri var ancak bunu oldukça zorlama bulmaktayım ben. Heyhat, bunun cevabı da bir sonraki bölüme kalmakta. Yine de tekrar söylemeden geçemeyeceğim, sonunda ayaklarımız yere basmaya başladı sanki.

Ölümsüz Silah. K'un Lun'ın Koruyucusu. The Hand'in Ezeli Düşmanı. Bunlar Danny Rand'in mütevazı unvanları. Sanki Game of Thrones izliyormuşçasına bize bol bol hatırlatıldı...


Luke Cage'ten sonra Netflix yetmezliği çektiğimiz bu günlerde Iron Fist'in soru işaretleriyle dolu ilk sezonu yayınlandı. Neden soru işaretleri? Çünkü ilk 6 bölüm için yapılan basın yorumları Marvel'ın Netflix balonunun patladığı yönündeydi. Bu yüzden ben sezonu daha dikkatle izledim. Eğer daha sezonu oturup bitirmediyseniz, bitirin de gelin. Spoiler çıkabilir.


Finn Jones'un başrol olarak açıklandığı ilk tanıtım görselinde "Danny Rand kim?" sorusu vardı. Danny'nin kimliğini kanıtlama meselesi gereksiz uzun sürdü, şirket hisselerini devralma süreci de cabası. Bunlar olduktan sonra yönetim kurulu toplantılarında Danny'i izlemek güzel. Ama ben izleyici olarak bunların ilk 2 bölümde halledilmesini isterim. Iron Fist hikayesini, Danny'nin eğitimini, aksiyon sahnelerini verin abicim bana.

He bu arada Danny'nin eğitimi demişken... bütün sezon boyunca K'un Lun'da Danny'nin eğitimini, keşişler ve Davos'la ilişkisini izlemeyi bekleyen sadece ben olamam. Bu sezonun orijin hikaye anlattığına inanmıyorum ben, önce doğru düzgün flashback sahnelerini göster, Danny'nin Shou-Lao'yla kapışmasını göster, ondan sonra.

Dizinin merkezi olarak Danny'nin ne yapmaya çalıştığını anlayan oldu mu? Iron Fist olmak isterken bile bence aklında K'un Lun'ın koruyucusu olup hayatının sonuna kadar nöbette bekleme isteği yoktu. Bence ejderle kapışmadan önce düşünmemişti bile bunu. Danny'nin problemi şu; önüne gelen her soruna bodozlama dalmaya çalışıyor. Claire Temple'ın da dediği gibi hem Danny hem de Colleen'in sorunlara ilk tepkisi şiddet. Danny'nin sezon boyunca adam akıllı bir planı var mıydı? Takip ettiği bir yol yoktu. Bu yüzden benim için Colleen Wing ve Madam Gao daha ilgi çekici karakterlerdi. Bunun sebebi de Meachum ailesinin dizide ağırlığının çok fazla olması olabilir. Aramızda Joy'un baba problemlerini veya Ward'un uyuşturucu bağımlılığını izlemek isteyenin olduğunu sanmıyorum. Zaten bu ikilinin bütün diyalogları ya Danny Rand ya da Rand Girişimcilikten ibaret. Sezon sonuna doğru da babalarından. Danny, Ward, Joy ve Harold'un ısrarla, inatla, tekrar tekrar toplamda 1800 kere çocukluk hikayelerini anlatmalarının çoğunluk için ruh daraltıcı olduğundan eminim. Ayrıca uçak kazası sahnesi bir kere daha gösterilse Ben Amcanın ölüm sahnesi sayısını geçebilirdi.

Beni baya rahatsız eden bir konudan bahsetmek istiyorum. Claire Temple'ın bu dizide yer almasının sebebi ne? Çok sevdiğim bir karakter olmasına rağmen hemşirelik yapmaktan başka işlevi yoktu. Claire Temple, The Hand'i tanıyan biri. Tekrar The Hand'le karşı karşıya gelip, hatta Madam Gao'yla AYNI ODADA olup Matt Murdock'ı aramaması şaka gibi. Tamam Daredevil'ın dizide yer almasını beklemiyordum ama izleyiciye bu soruları sordurmamak istiyorsan Claire'i The Hand meselesine hiç bulaştırmayacaksın. Bırak Danny'le temel bir ilişkisi olsun, The Defenders zamanında sadece tanışıklıkları olsunlar.

Bu sezonda izlediğimiz The Hand'in Daredevil sezonlarından çok farklı olduğunu düşünüyorum. DD sezonlarında The Hand sanki çok daha fazla gelenekçiydi. Kurallarına, sözlerine sadık bir tarikattı. Madam Gao'nun söz vermesine rağmen kimyagerin kızını öldürmekle tehdit edip Danny'i turnuvadan çekilmeye zorlaması pek The Hand gibi gelmedi bana. Zaten 13 bölüm boyunca 1 tane ninja görmedik. Madam Gao olmasa The Hand olduğuna bin şahit ister. Ama The Hand'in iç meselelerini görmek güzeldi. Öyle ki dizinin adı The Hand olsa ve Danny Rand yan karakter olarak yer alsa hiç sırıtmazdı.

Belli ki ikinci sezonun kötüsü Davos olacak. Davos ve Doctor Strange'deki Mordo arasında paralellik yakalayan oldu mu? İkisi de son derece katı, işin kitabına göre oynayan karakterler. Stephen Strange'in zaman taşını kullanarak doğa kanunlarına karşı gelmesi ve Danny'nin Iron Fist'in koruması gereken K'un Lun'ı terkedip New York'a kişisel amaçları için gelmesi iki karakteri de tetikleyen şeyler.

Aksiyon sahnelerinin ne kadar büyük bir hayal kırıklığı olduğunda hemfikirizdir diye tahmin ediyorum. Daredevil sahnelerinin ne kadar efsanevi olduğu ortada, Iron Fist'in Marvel evrenin en büyük savaşçılarından olduğunu düşünürsek kimse karşılaştırma yapmaya karşı çıkmaz. Dar koridorlardaki dövüşler bütün hevesimi aldı götürdü. Kareografiler fena olmasa da bir tanecik bile tek çekim sahne olmaması çok üzdü. Danny'e bandana falan da olsa bir tane maske giydirip dublörlerle ortaya inanılmaz sahneler çıkabilirdi. Görüntü yönetmenleri, senaristler, yapımcılar ve yetkisi olan herkes bi' otursun Daredevil izlesin.


Görüş


Sıralama yapacak olursam; zirvede Daredevil, arkasında Jessica Jones, devamında Luke Cage ve en altta da Iron Fist yer alır. Ama bu demek değil ki dizi tamamen bir başarısızlık. Açıkça Finn Jones'tan daha iyi bir oyuncu tercihi yapılabilirmiş, ama çok çok da kötü değildi. Ben izlediğim her dizi sezonu veya filmden sonra kendime ''Başrol karakter yaşadığı olaylardan bir şeyler öğrendi mi?'' diye sorarım. Danny Rand'in bi' cacık öğrenmediğini düşünüyorum. Zaten bütün sezonu planı olmadan, sağa sola yumruk atarak geçirdi. Beklemiyordum da zaten bir şeyler öğrenmesini. Dizinin en çok gelişim gösteren karakteri ara sıra saç baş yoldursa da Ward oldu kanımca, finalde yaşananlar sayesinde kendisini ikinci sezonda görmeyi isterim. Ama Joy hakkında o kadar emin değilim. Colleen ise izlemesi en keyifli karakterlerden. Danny Rand'in ciddi eksiklikleri var. The Defenders'ın Iron Fist ikinci sezonunu iyi yönde etkilemesini umuyorum. Başrol karakter yetersiz, ilk bölümde bi' hevesle müziğe önem verilmiş ama devamı parça parça gelmiş, aksiyon sahneleri büyük hayal kırıklığı, yan karakterler Danny'den daha ilgi çekici, flashback sahneleri yok denecek kadar az, e ne kaldı geriye? En kötü Netflix dizisi mi? Kuvvetle muhtemel evet!

Dizinin özeti:

Danny: ''Ben Iron Fist'im.''
Claire: ''O ne demek?''
Danny: ''Ölümsüz bir silahım...''
Claire: ''Gösterebilir misin?''
Danny: ''Şu an yapamam.''
6.0
YETERSİZ

Legion'un, sonu "o tuzlukmuş, bu da vazoymuş aslında" şeklinde biten beşinci bölümü ile karşınızdayız. David Haller'ın, çizgi romanını okuyanların daha çok aşina olduğu tarafını görmeye başladık. Yüz ifadesinden bile bunu anlamak mümkün. Ancak işler dizide biraz daha farklı. Nasıl daha farklı olduğunu açıklamak ise biraz zorlayıcı geliyor çünkü yapacağımız açıklama hemen bir sonraki bölümde bile yanlışlanabilir halde. Ne demek istiyorum?


Lenny karakteri üzerinden konuşturulan yaratığımızın ne olduğu ve ne yaptığı ortaya çıktı gibi. Summerland doktorumuzun dediğine göre David'in içinde çocukluğundan, hatta belki de bebekliğinden beri saklanan bir bilinç var ve bu bilinç orada kalmak ve David'in güçlerinden yararlanmak için onu kullanıyor, hatta anılarını değiştiriyor. Tabii bu dizinin kendi içinden henüz doğrulamadığı bir teori. Gerçi David'in bunu destekleyen kendi yorumları da var. Dizinin bu sezon komple David üzerinden gideceği malum. Ancak sürekli arada derede bahsedilen savaşın ise nereye gittiği, ne olacağı daha ışığa çıkmadı. Henüz herkesin derdi David olmuş durumda.

E tabii böyle bir bölüme doktorun kendisi gibi teori üretmek yakışır. Onlardan da bir sürü vardı. Kimi David'in içindeki bu bilincin Oliver olduğunu söylüyor. Dizide yapılan şu kadar sene önce, bu kadar sene oldu eşleştirmelerinden çıkarılan bir sonuç bu. Ayrıca birbirleri ile iletişim kurabilmeleri ve Oliver'ın bu bilinç hakkında bir şeyler bilebilmesi de bir destek olarak gösterilmiş. Kimi de olabilir dünyasına girerek David'in babasının Oliver olabileceğini söylüyor. Bunları neden dile getiriyorum? Çünkü dizinin sürekli bu şekilde insanı "Şu da olabilir mi? Aa, bu da olabilir bak." diye düşünmeye itmesini çok olumlu buluyorum. Hikaye aslında birkaç basit cümle ile açıklanabilecek kıvamda ancak hikayenin giriş, gelişme ve sonuçlanma yolları bu kadar dolambaçlı ve saklanarak ilerleyince çekiciliği de birkaç kat daha artmış oluyor. Zaten benim fikrimce artık bu tür senaryolar daha izlenilesi, daha tercih edilesi. İnsanlar o gizemi ve kendilerine yukarıda bahsettiğim düşündürtme, üstüne tartıştırabilme kapasitesi olan senaryoları daha bir iştahla tüketiyorlar. Eh, istiyoruz yani.



Bu bölümde aynı zamanda Syd ve David ilişkisinde de bir takım yollar aştık. Melanie'nin açıkladığına göre Oliver'ın yaptığı şeyin aynısını yapmaya başladı David. Kendine aklında minik bir oda açtı ve Syd'i de bu odaya davet etti. Aslında var olmadığından Syd'in güçlerinin de etkisiz kaldığı bu odada David ve Syd ilişkileri için güzel bir noktaya geldiler. Ancak bu nokta Syd'e biraz özgüven vermiş gibi. David'in değişim çarkı ufak çaplı bir şekilde Syd için de dönmüş gibi duruyor yani. En azından Melanie ile konuşmasından ben böyle bir sonuç çıkardım.


Son kısımda ne olduğunu anlamadığımız bir biçimde kendimizi ilk bölüme geri dönmüş gibi buluşumuza gelelim biz de son olarak. Tabii bunun bir "sen tuzlukmuşsun"a dönmeyeceğini biliyoruz ancak bu durum gerçek değil gibi de gelmiyor bana şahsen. Son anda David'in bir şey yaptığı açık. Herkesin deli hastanesine toplandığı da açık. Ancak kimlerin asıl bilinci yine bu hastanede David ile beraber onu da ancak bir sonraki bölümde öğreneceğiz. Ya da başka bir şey mi öğreneceğiz? Nedir sizin düşünceleriniz? Dahası teorileriniz...


Anlayana kadar birkaç hafta geçirdiğimiz Legion dizisinin incelemeleriyle işte karşınızdayız. Biraz geciksek de görüşlerimizi sizlere sunmaktan vazgeçmek istemedik. Birkaç beyin patladı bu yolda hatta. Ve Legion'un üçüncü ve dördüncü bölümlerini izledik. Dizimizin konusu aslında basit. Her X-Men çizgi romanında, filminde ve hatta çizgi filmlerinde bile görebileceğiniz mutantlar ve onların güçleri ile birlikte yaşama zorlukları, bu yolda çektikleri acılar, yaşadıkları güzellikler... David Haller da onlardan biri. Ancak o biraz(!) daha güçlü olduğu için sorunları da biraz daha büyük.

İlk bölümdeki karışıklıklarla uğraşıyoruz yine bu bölümlerde, bir şeyler bir yandan çözülüyor ama kalan boşlukları daha da büyüterek çözülüyorlar. En basitinden David'in artık ne gibi güçlere sahip olduğunu öğreniyoruz birer birer ve bunları öğrendikçe daha ne gelecek bunun peşinden diye düşünüyoruz. Çünkü omega seviyesinde bildiğimiz bir mutant kendisi ve bu bakımdan güçlerinin bir sınırı yok gibi. Peki bu yüzden mi kontrol edemiyor bu güçleri? David küçüklüğünden beri sorunlu ve hasta görülen, kendisini de artık bu şekilde görmeye başlayan ve bundan kurtulmak adına işi, kendini uyuşturmaya kadar götürmüş bir vatandaş. Bunlar da güçleri üstündeki kontrolüne etki ediyor doğal olarak. Neyseki Melanie Bird ve Summerland'i var. Üçüncü bölümde de David, Melanie ve Wallace ile birlikte güçleri üzerindeki kontrolünü kazanabilmesi adına anı çalışmalarına devam ediyorlar. Anı çalışmalarının önemi çok güzel anlatılıyor tabii. Güçlerinin nasıl çıktığına ve bunu neyin tetiklediğine bakarak onları kontrol etme yöntemlerini öğrenmek istemek soruna doğrudan bir çözüm bulmak demek. Bu yüzden bu iş çok önemli.


Kurgusal olarak böyle harika sebep sonuç ilişkileri kurabiliyor olması benim için dizinin en güzel yanı. Öbür yandan kurguyu takip etmeyi zorlaştıracak kafa karıştırıcı sahneleri ise başka bir güzel tat daha bırakıyor akılda. David'in aklına girdiğimiz her dakika bunu hissetmek daha önce hiçbir süper kahraman dizisinin başaramadığı bir şey bence. Gerçi bu dizi için, bir süper kahraman dizisi tanımlaması yapmak oldukça yanlışmış gibi duruyor.

Dizinin şu ana kadar çıkan bölümlerde en büyük gizemi David'in, anılarında görür görmez çıldırdığı henüz bir isme sahip olmayan yaratık. Bu yaratığın, David'in anılarında gizlediği şeylerle bağlantısı olabileceği gayet mantıklı bir çıkarım. Ancak ağızlardan çıkıp, bu doğru denilenin bile yanlışlanabildiği bir dizide sonuna kadar nelerin tam olarak ne olduğu çok da keskin değil. Umarım bu çok fazla sıkmayacaktır ileride izleyiciyi. Yine de korku ve gerilim duygusunu aktarmayı muhteşem bir şekilde başarışları yüzünden ekrana kilitleyecektir yine bizleri. Bu aktarımın bir diğer kahramanları da oyuncular tabii. Benim özel favorim Lenny karakteri bu konuda. Aubrey Plaza çoğumuza Scott Pilgrim vs. the World filminden tanıdık gelecektir zaten. Beni endişelendiren tek isim ise Syd karakteri ile Rachel Keller şu an. David ile ilgili olmadıkça karakterinin dizi çerçevesinde hiçbir görevi yokmuş gibi duruyor. Sadece David'e kız arkadaş olsun diye koyulmuş olmasını görmek istemiyorum tabii.


Hazır Syd demişken son olarak da kısaca David ile ilişkileriyle ilgili konuşalım. İlk defa bir dizide bir ilişkinin gelişimini merakla ve heyecanla izliyorum. Bu tabii ikisinin de güçleri sebebiyle. Aslında daha çok Syd'in güçleri sebebiyle. Ben ileride Syd'in ona dokunması için David'e izin vereceğini düşünmekteyim. Onunla beden değiştirmekten rahatsız olmama aşamasına gelişi ve David açısından bunun etkileri gibi ilginç sonuçları merakla bekliyorum cidden. Çünkü bir mutantın güçleri ile ilgili sorunlarında bize gösterilen hep oldukça büyük ve basit şeylerdi. İlişkilerine yansımaları ise onları korumak adına uzak duruşlarıydı en yaygın. X-Men'in ilk filmlerinde Rouge karakteri ile yaklaştık aslında ne kadar küçük şeylerde ne kadar problem olabileceğini görmeye ve onun da üstünde fazla duramadılar. Eh, burada tam önümüzde bununla ilgili güzel bir şansımız var diyebiliriz artık bence.

Böyle minik bir sohbet tadında bitiriyoruz incelememizi. Beşinci bölüm incelemesi de hemen bunun peşinden bir gün sonra gelecek. Orada artık biraz daha inceleme şeklimiz de yerli yerine oturmuş olacaktır. Ha bu arada, Syd karakteri üzerinden yapılan Pink Floyd göndermesini fark ettiniz mi? Fargo izleyenler etmiştir mesela. Peki ya dizi içinde gördüğümüz "X" göndermelerine ne demeli? Bence bunlardan daha çok istiyoruz.

Dördüncü bölümü de geride bıraktık arkadaşlar ve bence açıkçası diğerlerine oranla daha eğlenceli bir bölümdü. Özellikle Van'ı, Teddy ve Ron ikilisiyle takılırken görmek diziyi daha da eğlenceli bir hale getirmiş, umarım bundan sonra bu üçlüyü daha sık görürüz. Bölümde birkaç gönderme vardı, büyük ihtimalle bunlar sizin de fark ettiğiniz şeyler ama yine de bir üstünden geçeceğiz tabii ki.

Batarang: Dizinin konusunun direk bir Batarang ile başlaması ve onun etrafında şekillenmesi güzel olmuş. Bu şekilde bizlerin ilgilerini de daha çok çekmiş oluyorlar, daha da keyif alıyoruz yirmi dakikalık seyrimizden. Ayrıca Batarang'in şekli son zamanlarda gördüklerimize göre biraz farklı, sanırım bu da yapımcıların biraz da bu evreni diğerlerinden farklı şekillendirmek istemelerinden kaynaklanıyor.



Batmobile: Batman'in, Batmobile'la Alan'ın arabasının aynasını kırdığını duyduk. Alan bunun 2003'te, Batman yetim çocukları kurtarmaya giderken gerçekleştiğini söylüyordu. Hatırlarsanız 2008'de yayınlanan "The Dark Knight'ta da Batman motoruyla arabaların yan aynalarını kırmıştı. Aslında ona bir gönderme de yapılabilirmiş çok da güzel olurmuş ama akla gelmemiş demek ki.


Riddler: Riddler adına çalışan birkaç adam gördük ve Riddler'dan bir bulmaca duyduk. Daha ne olsun...


Green Lantern: Emily'nin çıktığı Dan'in yüzündeki Green Lantern yüzüğünin izi nereden geldi, nasıl oldu bilmiyoruz ama yine hoş bir göndermeydi. Zaten nereden geldiğini açıklasalar adamın nasıl kaçtığını da açıklamak zorunda kalacaklar bir sürü iş, böylesi daha güzel. Yalnız, "acaba hangi Green Lantern yaptı?" diye düşünmeden edemiyor insan. (Bence John Stewart...)

Robinler: Van Robin kostümü giyince, iki tane Robin'in öldüğünü öğrendik. Biri muhtemelen Jason fakat ikincisi kim o konuda kesin bir fikrim yok. Dick olduğunu sanmıyorum, o muhtemelen Nightwing olarak yoluna devam ediyordur. Tim Drake, Stephanie Brown veya Damian olabilir diğeri de fakat çok da önemli değil kim olduğu. Belki yapımcılar bile düşünmemiştir bu sorunun cevabını...


Arkham Asylum: Arkham Asylum'u duymak çok güzel oldu, keşke bir bölüm işleri falan çıksa da orda küçük çaplı bir kötü karakterle ilgili araştırma falan yapsalar diye aklıma geldi benim. Çok güzel bir bölüm olabilir fakat DC izin verir mi böyle bir şeye orası meçhul tabii.

BATMAN!!!: Kıyısından, ucundan gözükmese dahi Batman geldi, günü kurtardı ve gitti. Kendisine buradan teşekkür edip, kuzenine yirmi sekiz bin dolar borcu olduğunu hatırlatalım.









Yeni bölümle göndermeleri kovalamaya aynı hızda devam ediyoruz arkadaşlar. Geçen bölüm çok zengin göndermeler görememiştik, bu bölüm özellikle ona nazaran çok daha güzel. Bir şey daha söylemek istiyorum, önceki bölümlerde adı geçmiş olan ve çok bariz bir şekilde fark edilebilen şeyleri buraya yazmayacağım. Mesela bu bölümde Lexcorp dendiğini duyduk ama bunu burada belirtmeye gerek olduğunu düşünmüyorum.

Hazırsanız başlayalım;

Black Manta: Aquaman'in en büyük düşmanlarından biri olan Black Manta'nın Atlantis'e saldırdığını dizi başlar başlamaz gördük. Zaten sürekli Atlantis'a saldırmaya kalkıştığı için çok da şaşırtıcı olmadı...


Gail Simone: İlk bölümde Marv Wolfman adında birisini haber sunarken görmüştük. Bu bölümde de kendisinin adını duyduk fakat bu sefer haberi sunan spikere, çizgi roman yazarlarının bir tanesi, ablamız Gail Simone'un adı verilmişti. Yine hoş bir detay.


Donald Glover: Çizgi roman göndermelerinin de dışına çıkıyoruz bu bölüm birazcık. Teddy karakterini canlandıran Danny Puddy'nin Community'de oynadığını izleyenler bilir. Yine Community'de oynayan Donald Glover'ın adını bölüm içinde duyma fırsatımız oldu. Ayrıca Glover'ın Spider-Man Homecoming'de oynadığını da hatırlatalım.


Olympian: Bu bölümde kostümüyle otobüs kurtarırken gördüğümüz Olympian çizgi romanda Gargareanların kralıdır. Hatta bir Amazon'la politik bir evlilik dahi yapmışlığı vardır ve bu yüzden Themyscira Kral'ı olarak da duymuş olabilirsiniz kendisini.


Ace Chemicals: Sanırım Ace Chemicals'ı Joker'dan hatırlarsınız. Joker'ın kimyasal maddenin içine düşüp Joker olduğu yer işte Ace Chemicals'ın fabrikalarından birisi.


Kane Ailesi: Kane soyadının yabancı sitelerde daha çok Batman'in yaratıcısı Bob Kane'e bir gönderme olduğu yazılmış fakat benim aklıma gelen Batwoman'dı. Bildiğiniz gibi Batman'in dayısının kızı olan Katherine Kane çizgi romanlarda Batwoman olarak boy gösteriyor. Fakat çizgi romanlarda onların Ace Chemicals ile herhangi bir alakası yok.


Bruce Wayne: Aslında geçmişte bulduğumuz göndermeleri tekrar yazmayacaktım ama Bruce Wayne'in Flash olduğu teorisi biraz komik gelmedi mi size de? Eğlenceli ve bir o kadar da saçma bir göndermeydi. Powerless'ın en beğendiğim yanı da çizgi roman evrenlerinde yaşayan insanların bu düşüncelerini görebilmek.


Kral Orin: Orin aslında Atlantis Kraliyet Ailesinin kullandığı isim. Atlantis sular altında kaldığında, ilk kralının adı Orin'miş ve sonra bu isim onun gelecek nesillerince de kullanılmış. Temel olarak bilmemiz gerekense Aquaman'in atalarından birine ait olduğu.











Dizinin başlayış tarzı cidden çok garip ve ilgi çekici. Açtığınızda direkt sesler duymaya başlıyorsunuz ve bu da sizi tedirgin ediyor olabilir, ilk açtığımda arkama dönüp bakmıştım, dizinin bu konuda etkileri var tabii ki.

Bu bölüm genel itibariyle klasikleşmiş kahraman modellemesiyle bizi karşı karşıya bıraktırıyor. "Güçlerini kontrol etme, öğrenme" hatırlayacağınız üzere bu görev için Charles Xavier bir okul kurmuştu. Bu görev için Xavier'in okulu değil dizide mevcut olan Summerland bize yol göstermiş oluyor. İlk bölüm sonunda sarı saçlı, yaşlı kadının kim olduğunu kestirememiştik ama bu bölüm izleyicilerin kafasındaki soru işareti giderdi gibi duruyor, Xavier kadar olmasada onun da rolü bu dizi için aynı. Melanie Bird telepat bir mutant ve bu konuda ekip arkadaşlarıyla David'in zihnine girip onun yıllarca hastalık sandığı ve insanlar tarafından hastasın sen! muhabbetini "bu senin gücün, onu öğren" muhabbetine çekiyor. Türlü türlü deneylerden geçip David'in zihnine girmeye çalışıyorlar, öğrenmek istedikleri Telepati ve Telekinetik gücünün ne zaman ortaya çıktığı. Yani insanlar arasından ne zaman ayrıştırıldı. Tabii bazı sahneler de Division 1 ekibinin de David ve ekibini aradığını görebiliyoruz, bu bazı sahnelerden sonra gösteriliyor. David'in çok güçlü bir mutant olduğunu burada ve surada bahsetmiştik, linklere tıklayarak tekrar okuyabilirsiniz. Ben de kısa bir özet geçeyim, Professor X ve Magneto'dan bile daha güçlü, Omega seviyesinde olan bir mutantın dizisini izlediğimizi öne sürmek istiyorum. Öyle ki güçlerini kontrol edebilen bir David gerçekliğin dokusunu bile değiştirebilir. Bu bilgileri verdikten sonra 1. bölümde Sydney'in gerçek mi değil mi sorusuna bir açıklık getirmiş görünüyorlar. Bana kalırsa işin içinden bir şeyler çıkacak ama gördüğümüz kadarıyla Sydney de bir mutant, güçlerini tam olarak bilmiyorum. Kendisine dokunulmasını sevmiyor bu karakter. David'in anılarına girdiğimizde ki altını çizmek istiyorum o daha mutant olduğunu hatta güçlerinden bihaber olan bir karakter daha! Bazı anılara girerken çok zorluk yaşadılar, Anı ustası olan kişide "o çok güçlü" gibi bir yorum yapıyor, ileride neler olacak bu konu hakkında bilmiyoruz. Bu arada Bird'ün ekibi David'i kaçırmak isterken hatırlarsınız David bi ara Sydney'in bedenine giriyordu o sırada Sydney ise David'in bedenindeydi. Sydney'i yakalıyorlar ve onu kaçırdıklarını farkettiklerinde çok şaşkın bir durum ortaya çıkıyor, zaten bedenler-arası muhabbetinin de gerçek olduğunu görüyoruz. 

Aslında dizi bize önceki bölümde yarım bırakılan bir şeyi tamamlamış gibi gösterse de her tamamladıkları olaydan sonra yarım kalan bir şeyler daha çıkıyor bu diziyi daha enterasan, ilginç hale getiriyor tabii ki izlememiz için bizi daha fazla çekiyor. Diziyi izleyip olay akışını takip etmek isteyenler muhakkak ki her hafta yayınlanan diğer bölümü de izlemeli, bu sayeyle kitleyi çekmek oldukça basit, bu konuda yapımcılar gayet güzel iş çıkarıyor, ben de dahil herkes olay akışını merak ediyor. Diğer bölümde muhtemelen ablası ile Division 1 arasındaki geçecek olan olayı izleyeceğiz, David de büyük bir ihtimalle bu olaylara dahil olacak, güçlerinin de daha fazla kullanılacağını göreceğiz. 


GÖRÜŞ

Dizi bölüm bölüm ilerlediği için her bölüm için ayrı parantez açmak şart, diğer dizilerde muhtemelen diğer hafta ne olacağını kolaylıkla kavrayabilirdik fakat bu dizide haftaya ablası ile olan olayları mı izleyeceğiz yoksa daha farklı muhabbetler mi ortaya çıkacak diye ikilemde kalıyoruz, Person of Interest gibi beni şaşırtan bir dizi bu, bu arada sözü geçmişken saygılarımı bir kez daha sunayım. Dizinin Chapter 3'ünde neler olacak göreceğiz, daha fazla aydınlanacağımızdan aynı zamanda aydınlandığımız konunun da bir diğer karanlık tarafını göreceğimizden şüpheniz olmasın, izlemeye devam edin ve birlikte neler olacak görelim.


Çok büyük merakla beklediğimiz X-Men spin-off dizisi Legion nihayet geçtiğimiz hafta başladı. Dizi ilk duyurulduğunda bizim en çok ilgimizi çeken tarafı Marvel ortaklığında sunulacak olmasıydı. İlk bölümden de anladığımız kadarıyla Marvel Studios'ın dahil olduğu Marvel işleri çok daha tatlı oluyormuş, her şeyi FOX'un eline bırakmamak gerek. Hazırlık Rehberini okumayan olduysa, diziden çok kısa bahsedip incelemeye geçeceğim.

Bryan Singer, dizinin X-Men evreninde geçtiğini onaylamış. Fakat, izlediğimizde direk bağlantılı olduğunu anlayacağımız kadar da bağlantılı olmayacakmış evrenle. Ayrıca ikinci bir X-Men dizisi için çalışmaların sürdüğünü de belirtmiş. Olası dizinin, gelecek X-Men filmleriyle bağlantılı olabileceğini ve eğlenceli olduğu kadar fazla benzeri olmayan bir hikayesi olacağını söylemiş. 


Pilot bölüm David Haller'ın hikâyesini anlatıyor. Genç bir çocuk iken zihinsel hastalıklarla uğraşan daha sonra şizofreni tanısı konulan David çeşitli psikiyatri hastanelerinde yıllarca yatmıştır. Bir gün bir hastayla karşılaştıktan sonra gördüklerinin ve duyduklarının gerçek olabilme ihtimalini fark eder. 


Noah Hawley (Fargo, Bones) ve Lauren Shuler Donner (X-Men: Days of Future Past, The Wolverine), Bryan Singer (X-Men: Days of Future Past, Superman Returns), Simon Kinberg (X-Men: Days of Future Past, The Martain), Jeph Loeb (Marvel’s Agents of S.H.I.E.L.D., Marvel’s Daredevil), Jim Chory (Marvel’s Agents of S.H.I.E.L.D., Marvel’s Daredevil) ve John Cameron (Fargo, The Big Lebowski) ile birlikte yönetmenlik yapacak.


Legion kimdir?

Çizgi romanlarda Moria MacTaggert tarafından yetiştirilen David, Charles Xavier'ın oğludur ve aynı babası gibi Omega seviyesinde bir mutanttır. Yani güçlerinin sınırı bilinmiyor. Kendisi kişilik bölünmesinden muzdarip ve her bir kişiliği farklı bir gücünü yönetir. Bir keresinde zihninde 200 farklı kişilik olduğunu belirtmiştir. David Haller güçlerini üvey babası gözlerinin önünde öldürülünce keşfetmiştir.

Dizi X-Men film evreninde mi geçiyor?

Hayır. Dizinin kendine ait bir evreni var, filmlerde yaşanan olaylardan etkilenmiyor ki X-Men filmlerinin zaman çizgisini ve olay örgüsünü düşünürsek bu son derece doğru bir karar.


Dizi David'ın bebeklik zamanlarından başlıyor ve hızlı bir şekilde büyüyüp yetişkin haline gelene kadar geçirdiği değişimi izliyoruz. Bu değişim sırasında David'in yaşadığı krizlere, kafasındaki sesleri ilk duyduğu anlar falan üzerinde durulmadan geçilmiş. Belki de flashback olarak sezonun devamında bizlere aktarılabilir.

Daha önce X-Men filmlerinde görmediğimiz ''mutantın kafasının içinde olma'' durumu Legion'da var ve acayip başarılı. Resmen olayları David ile deneyimleyebiliyoruz. Sydney'de ilk bölümden anladığımız kadarıyla başkasıyla fiziksel temasta bulunduğunda beden değişimi olayı var. Aynı Rogue'un dokunduğu kişinin güçlerini kısa süreliğine ele geçirmesi gibi.

Oyuncu kadrosu cidden harika. Başta Dan Stevens (David) ve Aubrey Plaza (Sydney) olmak üzere hiçbir oyuncu ekrana gelince CW dizilerinde olduğu gibi kendinizi yumruklamak istemiyorsunuz. Marvel'ın Netflix dizilerinde önemli bir unsur vardı: renkler. Daredevil kırmızı, Luke Cage sarı, Jessica Jones mor vs. vs. Legion adeta 60'lardan fırlamış retro havasıyla dolu bir görsel şölen. David'in kriz anlarındaki efektler, ortam aktarımı, ders verir niteliğinde. Ara ara Bollywood esintisi bile geçti gözlerimizin önünden.

Şöyle bir sıkıntı oldu; dizi bölümün ortalarında, David ve Sydney'in kendilerini takip eden kişilerden kaçtığı sahnede izleyiciyi baya kaybetti. Ne olduğunu sorsalar ben anlatamam açıkçası. Ama bölüm sonunda tamamen olmasa da taşlar yerine oturur gibi oldu, çok ümitsiz vaka değiliz şimdilik.

Professor X ve Magneto'dan bile daha güçlü, Omega seviyesinde olan bir mutantın dizisini izlediğimizi öne sürmek istiyorum. Öyle ki güçlerini kontrol edebilen bir David gerçekliğin dokusunu bile değiştirebilir. Zihninde binlerce farklı kişilik var, bu yüzden Sydney ve sarı gözlü yaratığın David'in kişiliklerinden biri olabileceğini düşünüyorum.

Legion saçma sapan derecede harika pilot bölümüyle yayın hayatına başladı, bu diziyi izlemeyen çok şey kaçırır.

İzleyicide yaratılan kafa karışıklığı bilinçli olabilir, çünkü David'in de en az bizim kadar kafası karışık. Yine de keyfinize bakın baylar ve bayanlar, efsane bir yolculuk olacak!


GÖRÜŞ #2 - Rüzgar Burak Kalaycı:

Açık konuşmak gerekirse başlangıçta bu delilik beni sıkacak diye düşünmüştüm. Mr. Robot'u da biraz bu yüzden bırakmıştım ama Legion'da bu olay daha farklı ve güzel. David karakteri cuk diye oturmuş, efektler bir hayli şaşırttı beni. Başlangıçta neyin gerçek, neyin hayal ürünü kestiremiyorsunuz ama dikkatli izleyince parçalar birleşiyor, çok kez kafa yaktı!


Merhaba arkadaşlar. Supergirl'ün berbat geçen iki haftasından sonra sonunda bize rahat bir nefes aldıran son bölümü ile karşınızdayız. Bildiğiniz gibi artık bölümle ilgili temel bilgileri, izlemeden buraya bakmadığınızı düşünerek en aza indirip, görüş kısmına daha çok ağırlık veriyoruz. Yine de buralar her zaman olduğu gibi çok fena spoiler kaynayacak. Uyarmadı demeyin. Kahveler hazırsa..

[update title=" Bölümün Konusu " icon="info-circle"] Lena sayesinde tutuklanan Lilian Luthor'un mahkeme süreci başlamıştır. Herkes suçlu olduğundan da emindir. Mahkemeye tanık olarak çıkarılan Metallo'nun bir anda ortalığı dağıtıp Lilian'ı kaçırması ile olaylar başlar. Lena'nın şirketinden elde edilen görüntülerde Metallo'ya gücünü tekrar kazandıracak kriptoniti ona veren kişinin Lena olduğunun gözükmesiyle de Lena Luthor annesini kurtarmaktan dolayı suçlu görünür. Ancak Lena ile yakın arkadaş olan Kara için bu doğru değildir. Kanıt olarak sunulan videoyu Winn'in incelemesi ile de gerçek ortaya çıkar. Lilian, kızını kendisiyle işbirliğine zorlamak için onu suçlu göstermek adına bu komployu düzenlemiştir.

[/update]



GÖRÜŞ


Dizinin ihtiyacı olan şey sanırım biraz Luthor'muş. Onlarla başlayalım hadi. Bildiğimiz gibi sezon arasına girerken Lena, annesine güzel bir oyun oynamış ve kendisini hapse yollamıştı. Lilian Luthor ve Cadmus olayları burada sona erdi sanırım diye biraz üzülmüştüm açıkcası. Ancak dizinin bu geri dönüşüm taktiği oldukça hoşuma gitti. Çünkü ilk gördüğümüzden beri dizinin ana konusu bence sürekli Cadmus etrafında dönmeli. Bu oluşum kalabalıklaşmalı, güçlenmeli ve daha planlı olmalı. En önemlisi de, Luthor zekasını bize gösterebilmeli. Hoş, flashback ayağına Lex'i Lena'ya yendirtip, "Aha da bu kızımız pek zeki." diyerek hafif bir kıvılcım çaktırsalar da, biz bununla yetinmek istiyor muyuz? Hayır. Lena'yı iş başında görelim istiyoruz.

Kara ile Lena arkadaşlığına birkaç laf etmek istiyorum. Güzel duruyor, değil mi? Olması gerektiği gibi ben bu arkadaşlığın bozulacağını düşünüyorum. Neden mi? Cadmus başında her ne kadar Lilian daha çok işler yapacakmış gibi dursa da, yavaş yavaş artık vadesi dolmaya başladı bu karakterin. İzleyicinin Clark'a karşı Lex gibi bir düşmana ihtiyacı var. Her ne kadar çok sevilmese bile Smallville dizisi izleyenler bu düşmanlığın değerini bilir. Çizgi romanlarda çıkmış sayısız güzel hikayeden bahsetmeme gerek bile yok. İşte tüm bunlara bakarak zaten Lena Luthor karakterinin diziye neden katıldığını anlamak çok da zor değil. Ben bu arkadaşlık perdesinin kırılacağı noktayı merak ediyorum özellikle. Tahminimce Kara'nın, Supergirl olduğunu öğrenmesi olabilir, ne dersiniz?


Bölümün içine girelim biraz da. Metallo'nun diziden çıkması çok iyi oldu bana soracak olursanız. Bu bölümde de gördüğümüz gibi bizim hayatta bıraktığımız, elimizden kaçırdığımız, dışarıda gezen birçok düşmanımız var. Bunlardan bir diğeri de çok az gördüğümüz Cyborg Henkshaw. Dizide kendisini daha çok görmek istediğim düşmanlardan biri kendisi. Ve göreceğime de emin olduğum düşmanlardan biri. Lex'in kasasından sağ çıkan küçük bir kutu var, fark ettiniz değil mi? Lilian'nın, tamamlamışsın diye bahsettiği Lex'in bir işi var bu kutuda. Ne olduğu hakkında tahminlerde bulunmayacağım, ben bunları sadece Superman'i dizide tekrar görebilmek adına birkaç yol olarak görüyorum. Artık biraz diziye dahil olmalı.

Gelecek bölümü sabırsızlıkla beklediğimi de ekleyeyim son olarak. Superman'in en eğlenceli düşmanlarından biriyle karşılaşacağız. Bilmiyorsanız eğer, bölüm çıkmadan ufak çaplı bir araştırma yapmanızı tavsiye ederim. Bu arada, Lionel Luthor'ı niye kel yaptınız abi ya?

The Walking Dead çok uzun süren sezon arasından dün nihayet geri döndü ve 7. sezonun ikinci kısmı başladı! Eğer izlemediyseniz, aşağıda bol bol SPOILER var! Aman dikkat!

  • Rick'in bir sonraki bölümün açılışında ''Hey hanımlar! Biraz Kurtarıcı öldürmek ister misiniz?'' diyeceğinden %99 eminim.
  • Gabriel'ın bu sezon çok bariz bir karakter gelişimi var. Bu iyi yönde bir gelişim. Artık ağzını açınca ''lütfen sus!'' demiyoruz. Bu gelişimi daha öncedeki bölümlerden bildiğim için erzak ve silahları toplayıp basıp gidince ''Bu mu senin Hristiyanlığın Peder efendi?'' demedim değil. Ama gelin görün ki The Walking Dead'deki karakter gelişimleri o kadar iyi ki sizi şaşırtmayı çok iyi başarıyor.
  • Rick ve Michonne'un yolu temizlemek için zombileri öldürdüğü o muhteşem sahnenin muhteşemliğinden bahsedebilir miyiz? Zombi öldürme sayısı tutanlar ağladı bu bölümde.
  • Bu dizide Rick Grimes'dan daha harika bir şey varsa o da özgüvenli Rick Grimes'dır.
  • Körü körüne gidilen bir savaşta Kral Ezekiel'in halkını riske atmamasını anlayabiliyorum. Ama illa ki Krallık da bu savaşta yer alacaktır. Ya darbe yapılıp Ezekiel indirilecek (ciddi değilim), ya da Ezekiel adına bardağı taşıran son damla gelecek. Bu ne olabilir? Benjamin'in Kurtarıcılar tarafından öldürülmesi bence bunu gerçekleştirir. Hatırlamayan varsa Benjamin, Carol'la konuşan genç arkadaş, daha sonra Ezekiel'le de aralarında bir sohbet geçmişti.
  • Bu sezonun eksiği neydi biliyor musunuz? Grup bütünlüğünün dinamiği. Bu bölümde ölüleri çıkarırsak bütün klasik grup üyeleri bir aradaydı ve bütün sahneler inanılmazdı.
  • Bölümden şunu çıkardık ki -%100 olmasak da- geçen bölümde Rick ve Aaron bottayken ayakkabısını gördüğümüz kişi bizim Gabriel'dan başkası değilmiş. Çünkü bu bölümde Rick ve Aaron'ın konuşmasından öğrendiğimize göre ikisi de kimseye oraya gittiklerini söylememiş.
  • Dolu dolu geçti be! Dinamit sahnesi. Kurtarıcıların kampa ziyareti. Hilltop'taki tartışma. Bizimkilerin Krallık'a gidişi. Bütün toplulukları tek bölümde görüşümüz
  • Negan bu bölümde yer almamasına rağmen ''Şişman Joey'' hakkındaki telsiz konuşması kırdı geçirdi.
  • Bölümde eksi sayılacak pek bir şey yok ama Rick'in 25 zombi arasına dalıp mucizevi şekilde çizik almadan kurtulması fazla iyimser olmadı mı sizce de?

Görüş


Negan'ın bu bölümde olmaması iyi oldu. Sahne ışıklarını çalmaktan başka bir şey yapmaz, bölüm bu kadar harika olmazdı. Grup sonunda bir plana sahip. Merak ettiğim şey bölüm sonunda baskın yapan grup ne oldu da ormandaki kamplarından çıkmaya karar verdi? Biri mi ikna etti? Bu boşluğun kesinlikle doldurulması gerekiyor. Bir de bakalım Ezekiel'in karar değiştirmesi kaç bölüm sürecek?
9.0
HARİKA





Powerless geçen hafta bizi gönderme havuzuna daldırıp öyle mutlu etmişti ki kendimizi o güzel jeneriğini izlemekten alıkoyamaz hale gelmiştik. Dün itibariyle ikinci bölümünün yayınlanmasıyla da hemen ekran başına geçip gönderme kovalamak için hazır bulunduk. İlk bölümdeki kadar çok olmasa da bu bölümde de çok fazla gönderme mevcut. Özellikle karakterlerin oynadığı "Fantasy Superhero League" oyunu sayesinde birçok karakterin adını duyma fırsatı duyduk.

Muto: Aslında bu bir gönderme olarak yazılmamıştır büyük ihtimalle fakat benim aklıma geldiği için sizinle paylaşmak istedim. Mu-To olarak dizi de Murder Town'ın kısaltılmasından bahsedilmişti dizi de. Buradaki güzellikte çizgi romanlarda Superman'in Muto adında bir düşmanı olması. Kendisi 30. yüzyıldan gelmiş, sarı tenli, koca kafalı bir mutant.


Superman ve Lois Lane: Kendilerinin adlarını "Fantasy Superhero League" oyununda duyma fırsatı bulduk ve oyunca Superman'in bazı haftalar sadece Lois'i kurtardığı söyleniyordu. Yani Earth-P'de bu ilişki bilinen bir gerçek.

Flash: Teddy geçen seneki Superman seçiminin başarısızlığının ardından oyunda Flash'ı seçti. Ama Flash seçimi de onun için pek pozitif sonuçlar çıkarmayacak.


Prince Evillo: Şirketin İnsan Kaynakları Başkanı Samuel'in Emily'ye dört kez izlettiği altı saatilik zorbalık karşıtı videoda en başta Prince Evillo'yu görme fırsatı bulduk. İlginç bir tesadüf oldu, Evillo da Muto gibi bir 30. yüzyıl karakteri. Kendisi çizgi romanlarda Tartarus adındaki karanlık bir gezegenin prensi. Dizideyse bir şekilde günümüzde...


Batman ve Crimson Fox: İki karakterin de ismini önceki bölümde de duymuştuk, bu bölümdeyse Emily'nin oyun için ikisi arasında bir seçim yapması gerekti ve Crimson Fox'u seçti.

Brightest Days: Emily seçimini yaparken "Brightest Days directed by Emily" yazısını görmüş olabilirsiniz. Bu yazı tahminimce ya Emily'nin kullanıcı adı, ya da karakterlerin oynadığı ligin adı. Hangisi olursa olsun DC'nin 25 sayı süren ve yan dergileri de olan "Brightest Day" hikayesini akıllara getiriyor. Ayrıca Green Lantern yemininde de "In the brightest day" cümlesinin geçtiğini biliyoruz.


Professor Zoom: Mühendis karakterler enkaz altında kalmayı önleyen şemsiye çalışmalarını anlatırken Teddy Flash'ın en büyük düşmanlarından Prof. Zoom'u bir binaya fırlattığından ve binanın yıkıntılarının şemsiye tarafından önlendiğinden bahsetti.


Sinestro ve Phantom Zone: Fantasy League'de Sinestro'nun Flash'ı Phantom Zone'a hapsettiğini duyduk (geçmiş olsun Teddy). Phantom Zone zaman ve mekanın yani gerçekliğin dışında bir alan. Daha önce de çizgi romanlarda General Zod gibi karakterlerin oraya hapsedildiği olmuştu. Hatta Injustice çizgi romanını okuduysanız Superman'in Teen Titans ekibini oraya hapsettiğini hatırlarsınız.


Göndermelerimiz bu hafta ilk bölüme nazaran daha az fakat daha çok bilindik karakterler üstüne. Fakat biz küçük ve ayrıntıda saklı göndermelere de bayıldığımız için onların eksikliğini hissetmedik değil. Umarım sonraki bölümlerde bol bol görürüz o tarz göndermeleri de. Gelecek bölüm görüşmek üzere, çizgi romanla kalın.







İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget