Marvel'ın bu seneki büyük hikayesi Secret Empire'ın 0. sayısını geçen ay okumuştuk ve incelemiştik. O sayıya buradan ulaşabilirsiniz:

İnceleme: Secret Empire #0

Seri resmi olarak 1. sayısına girdi. İlk sayıda Steve bütün herkesi saf dışı bırakmış, büyük planını henüz kimse anlamadan yürürlüğe koymuştu. Önce sayının hikayesine bakalım, sonra da değerlendirmesini yapalım. Sayıyı okumuşsanız doğrudan değerlendirme kısmına da geçebilirsiniz.

HİKAYE

Sayımız bir okulda başlıyor. Öğrencilere Hail Hydra selamı verdirildikten sonra derslerine giriyoruz ve öğretmenleri çocuklara, eski bildiklerinin artık geçerli olmadığını, savaşı Amerika'nın kaybettiğini ve halkın beyni yıkanmasına rağmen Steve Rogers'ın onları kurtarmaya geldiğini söylüyor. Olağandışı şeylerin de raporlanmasını söylüyor. Sınıftaki çocuklardan birisinin ağabeyi bir inhuman olmasına rağmen bildirmediği için tutuklanıyor. Daha sonra Captain Marvel'ın kaydettiği bir mesaja dönüyoruz. Yardım istiyor ve eğer bir şeyler yapmazlarsa öleceklerini söylüyor. Ancak gelen bir Chitauri saldırısı yayını kesiyor.


Las Vegas'a gidiyoruz. Hydra askerlerinden kaçmakta olan bir çocuğu bir başkası kurtarıyor ve öğreniyoruz ki kurtaran kişi Amadeus Cho. Hulk formuna dönüşüp askerleri postalıyor. Askerler gidince saklanan diğer kahramanlar da ortaya çıkıyor: Miles Morales, Wasp, Viv Vision, Falcon olan Joaquin. Çocuktan bir şey getirmesini bekliyorlarmış ancak daha bakamadan Hydra'nın katil robot ordusu Dreadnoughts ortaya çıkıyor. Kaçıyorlar.


Gözlerimizi Denver'a çeviriyoruz. Cap, bir canavarla konuşuyor. Canavar Cap'i tehdit ediyor ancak Steve, buradan kaybolmazsa eskisi gibi kovalanmayacağını, hapse tıkılmayacağını ve doğrudan öldürüleceğini söylüyor. Canavar gülüyor ancak Steve, Avengers ekibini çağırınca Vision, Scarlet Witch, Taskmaster, Black Ant, layık olmayan Thor, Deadpool ve Superior Octopus zırhında Doc Ock geliyor ve canavarı öldürüyorlar.


Sonra yurttan haberlere geçiyoruz. Hydra ülkeyi "kurtardıktan" sonra suç oranı %75 azalmış, işsizlik bitmek üzere, karlar yüksek ve yurt dışında ilişkiler ülkenin lehine işliyor. Cap'in toplantısında ise Mutant bağımsız bölgesinin sorun çıkarabileceği konuşulurken tutuklanan inhumanlara yeni hapishaneler açıldığından bahsediliyor. Arnim Zola ise sayının başındaki genç Avengers ekibinin kaçırdıkları çocuktan ve verdikleri zarardan bahsediyor. Cap'e daha sert tutum sergilemediği için kızsa da Steve bir hapishane devleti kurmak istemediğini, insanları birleştirmek gerektiğini söylüyor. Diğerleri karşı çıkıyor ve sert bir şeyler yapmasını istiyorlar Cap'ten.

İsyankar Avengers ise karargahlarına vardıklarında onları Thing karşılıyor ve Black Widow iyi iş çıkardıklarını söylüyor. Hawkeye ise kameralara yakalandıkları için ekibe kızgın. Yeni çocuğu ise başta casus olarak görüyorlar ama çocuk, Eric Selvig'e ait bir flash belleğe sahip olduğunu, bunu ona veren kişinin Rick Jones olduğunu ve bu bilgiler sayesinde savaşı kazanabileceklerini söylüyor. Hawkeye, çocuğu "sarhoşa" götürmelerini söylüyor.

Steve ise Sharon'la yemek yiyor ancak Sharon mutsuz ve Steve'e bir hain olduğunu söylüyor. Steve işlerin o kadar basit olmadığını söyledikten sonra Sharon, gerçek Steve Rogers olduğunu kanıtlamasını, en azından Rick Jones'un hayatını bağışlamasını söylüyor. Sonra da Rick'in mahkum edildiği yere gidiyor Cap. Rick'ten bilgileri kime sızdırdığını öğrenmek istiyor ancak Rick'i koruması için en azından Rick'in "Hail Hydra" demesini istiyor. Rick reddediyor. Steve arkasını dönüp giderken de arkasından "doğrusunu yapacağını biliyorum, çünkü sen benim kahramanımsın Rick" diyor.


İsyankarlar karargahında Giant Man, yeni çocuğu sarhoşa götürürken Scott Lang'in aynı yerden çıkıp isyan ettiğini görüyorlar ve içeri girdiklerinde, sarhoş dedikleri kişinin Tony Stark'ın yapay zekası olduğunu görüyoruz. Tony, çocuğun getirdiği belleği bir kenara atıyor. Çocuk (Shaun), Cap'i düzeltmenin yolunun bu olduğunu söyleyince Tony önceki denemelerini anlatıyor. Cap'i klon sanıp saldırdıklarında 89 kişiyi kaybettiklerini ve Cap'in klon olmadığını, zihin kontrolünde olduğunu danıp saldırdıklarında 116 kişiyi kaybettiklerini ve bunun da doğru olmadığını öğrendiklerini söylüyor ve umutsuz olduklarını belirtiyor.


Natasha ve Clint çocuklar için endişenirken de Clint'in bu karargahı bulduğunu ve herkesi buraya onun getirip baktığını öğreniyoruz. Daha sonra Doctor Strange'in de hala karanlık boyutta mahkum olduğunu görüyoruz. Steve de onu kontrol eden Madame Hydra ile konuşuyor ve Rick konusunda ne yapacağını soruyor. Öte yandan Zola ve Faustus'un kendilerine karşı bir şeyler planladıklarından kuşkulanıyor. Elisa, Steve'e yumruğu indirmesini söylüyor ve sonraki sahnede Cap canlı yayında açıklama yaparken Rick Jones'un kurşuna dizildiğini görüyoruz. Son sahnede ise Hydra gemileri, şehirlerin üzerine ateşler yağdırmaya başlıyor ve sayı bitiyor.


DEĞERLENDİRME

Ne sayıydı ama!

Her şeyden önce biz bu sayıda Steve Rogers'ın titreyişini gördük. Bakın 16 sayı Captain America Steve Rogers okuduk, yan sayıları takip ettik ancak Steve'in ilk defa arada kaldığını bu sayıda gördük. Cap imparatorluğunu kurmaya başladı ancak o hala Steve Rogers, Brooklynli, haksızın yanında duran, güçsüzü düşünen adam. Hydra içindeki huzursuzlar, Champions gençlerine karşı bir şeyler yapmasını istiyor ancak Steve onlara da özgür bir alan bırakıyor, hala insanları birleştirebilmekten bahsediyor. Rick Jones'u ezmesi gerektiğini, isyan gösterisi yapanları yakması gerektiğini söylüyorlar ama Steve işte bu noktada titriyor. Rick'in yanına gidip ona sadece Hydra üyesiymiş gibi davranmasını söylerken neredeyse yalvarıyor ve nihayetinde Elisa'nın yanına gittiğinde Steve'in güçsüzlüğünü sonunda görüyoruz. Steve belki mükemmel bir stratejist, harika bir dava adamı ancak yine de ne olursa olsun içinde doğruları yapmaya çalışan bir parçası her zaman var. Sayının gösterdiği en güzel şeylerden birisiydi bu bence.


Tony'nin yapay zekası bile olanlarla başa çıkamadığı için yazılımını değiştiriyor ve sarhoş gibi davranıyor. Kimsenin de ne dediği umrunda değil. Tony'nin pes etmesine rağmen yine de bir şeyler inşa etmeye çalıştığını görmemiz bir başka güzel sahne.

Rick Jones...Rick'i ciddi anlamda Captain America serilerinde bir anarşist olarak gördük ve kendi ilkelerine sahip olduğunu, bu uğurda herkesi karşısına aldığını defalarca gördük. İşin ilginci, Rick daha önce SHIELD'ın bilgilerini sızdırdığı için tutuklanmıştı, şimdi aynısını HYDRA'ya yaptığı için cezalandırılıyor. Ancak Rick'in ölüm sahnesi, karakteri ilk defa görüyor olsanız bile içinizi acıtacak cinsten. Duyduğunuz en üzücü "Avengers Assemble" narasını Rick'ten duyduk.

Seride genç ekibin, Champions'ın kullanımı gerçekten iyi. Açıkçası karakterleri bireysel serilerinden tanısam da hiç ilgimi çekmemişlerdi ve All New All Different Avengers dergisi çok da ilgimi çekmemişti. Bu sayıda, bu ekipteki gençleri beğendim ve hikaye sürekliliği içinde de onları önemseyeceğimi anladım. Bu yüzden genç kahramanları, Hawkeye ve Black Widow ikilisinin emrinde birleştirmenin oldukça güzel bir fikir olduğunu düşünüyorum.


Peki, Cap'in yeni Avengers'ının olayı ne? Vision, Scarlet Witch ve Thor Odinson muhtemelen beyinleri yıkanmış bir şekilde Cap'e hizmet ediyorlar ancak bu üçlü içinde en çok üzüldüğüm kişi Thor. Jane Foster'ın Thor'unu parlatmak için Odinson'a yapmadıkları kalmadı. En son The Unworthy Thor serisinde kendisinin iyice aşağılandığını gördük ve bir Mjölnir bile kaldıramadı. Şimdi de Captain Hydra'nın emrinde çalışıyor. Deadpool zaten büyük bir Cap hayranı olduğu için onun ekipteki yerine şaşırmıyoruz. Taskmaster, Black Ant ve Doc Ock da Steve'e hizmet edecek adamlardan zaten. Yeni Avengers ekibinin daha kötücül olduğunu görmek bana biraz Dark Reign dönemini hatırlattı. Dolayısıyla Secret Empire'ın kendisi de aynı dönemi biraz hatırlatıyor. Dark Reign'i hatırlayalım, Norman Osborn, SHIELD'ın başına geçiyor ve kötülerden oluşan Dark Avengers ekibini kuruyor, kahramanların hepsini haklamaya başlıyor ve Osborn'a karşı bir direniş kuruluyordu. Secret Empire da birçok açıdan benziyor. Tabii Dark Reign döneminde Deadpool'un, Norman Osborn'un başına açtığı dertler bambaşkaydı.


Sayının başındaki okul kısmı size de George Orwell'ın 1984'ünü hatırlatmadı mı? Baskıcı yönetim konusu ne zaman yüzeye çıksa 1984'ten örnek verilmesinden nefret ederim ancak buradaki olay 1984'e oldukça benziyor. Kitapta, devletin kurduğu bakanlıkların tarihi değiştirdiğini ve eski kayıtları ortadan kaldırdığını, onun yerine kendi yazdıkları kaynakları tamamen doğru olarak öğrettiğini anlatıyordu. Örneğin şöyle bir cümle vardı yanlış hatırlamıyorsam: "Wilson, uçakları partinin icat ettiğini söylediklerini biliyordu ancak küçükken uçak gördüğüne de emindi fakat aksini kanıtlayamıyordu çünkü kanıtlayabilecek bir kaynak yoktu." İşte bu sayının başındaki değiştirilmiş tarih hikayesi bana doğrudan o sahneyi hatırlattı ve bu göndermenin bilinçli koyulduğunu düşünüyorum. Güzel.

Not: Agents of S.H.I.E.L.D. dizisinin bu seneki Hydra konusunda da çok benzer bir doğrultuda gidildiğini öğrendim. Ne yazık ki diziyi takip etmiyorum. Takip eden varsa, Secret Empire ışığında bize dizide olanları yorum kısmına özetlerse güzel olur. ^^

Öte yandan bu serinin en güzel yanlarından birisi de ilk defa tie-in sayılarını da merak ettirmesi. Hatırlarsanız Civil War II'da ana seriyle tie-inler arasındaki devasa kopukluktan şikayet edip duruyordum. Ancak burada ana seride gördüğümüz bazı şeyleri burada yeniden açıklamaya kalkışmıyorlar bile, yan sayılarda daha detaylı bir şekilde görebiliyoruz ve işin güzel yanı, yan sayıların tamamının konuları da ilgi çekici. Steve'in imparatorluğunun nasıl yayıldığını daha iyi anlamak için tie-inler oldukça güzel planlanmış bu sefer. Kısacası Secret Empire bir "event" hikayesi olarak oldukça başarılı.


Peki, bu kadar ileriye gidildikten sonra ne olacak? Steve Rogers tüm bunlardan nasıl dönecek? Benim 3 tahminim var.

1. Steve Rogers'ın ölümü

Civil War II'da Ulysses, Miles Morales'ın, Cap'i öldürdüğünü görmüştü ve hepimiz bu olayı aynı seride olabilir diye düşünmüştük ancak Secret Empire o görüye çok daha uygun. Steve Miles'ın ellerinde ölebilir ve kahramanlar daha sonra evreni onarmaya başlar. Steve'in uğradığı değişimi keşfedebilirler.

2. Fantastic Four

Secret Wars serisinin sonunda Richards ailesi kozmosun dışında kalmış ve evreni şekillendirmeye başlamıştı. Bu sayıda Ben Grimm'i görünce aklıma aile geldi. Reed ve Franklin, serinin sonunda artık evrene yeniden dönüp olan bozukluğu düzelterek evreni yeniden başlatabilir.

3. Kobik

En muhtemel seçeneklerden birisi de Steve'in hafızasını değiştiren Kobik sonunda bulunduktan sonra kullanılıp her şey eski haline çevrilir. Steve ve Elisa, küpü bulup dünyayı rayına oturtmaktan bahsediyorlardı ancak tabii küpün değiştirdiği kişilerin kendileri olduğunu bilmiyorlar. Bu yüzden, kötücül bir amaçla kullanıp her şeyi eski haline getirebilirler.

Ancak ne olursa olsun muhtemelen bütün bu event sıfırlanacak ve DC'nin Flaspoint'i ya da Rebirth'ü gibi evrene sıfırdan başlayacağız. Çünkü Secret Empire serisinin bitiminden sonra Marvel, kahramanları eski haline getireceğini duyurduğu, Legacy sayısını yayınlayacak. O sayının haberini de burada yapmıştık. Özetle, her şey sıfırlanacak, bu yüzden biraz daha rahat davranılıyor olabilir.

Steve McNiven ise çizimlerde oldukça başarılıydı ancak benim daha da çok beğendiğim şey, sayının renklendirmesi. Pek güzel bir şekilde çizgi roman havasını vermeyi başarıyor.


GÖRÜŞ


Secret Empire, harika bir şekilde devam ediyor. Birden çok alt hikayesiyle hem kendi içinde tutarlı bir hikaye oluyor hem de bir event olarak evrenin tamamını etkilemeyi çok iyi bir şekilde başarıyor. 2. sayımız için çok beklemeyeceğiz. 17 Mayıs'ta gelecek sayıda Doctor Strange ve karanlık boyuta gireceğiz.
9.5
MÜKEMMEL


DC'nin 2017'deki büyük çaplı hikayelerinden The Button'da 3. bölüme geldik. İlk iki bölümde Batman ve Flash Watchmen rozetinin gizemini çözmek için evrenler arasında yolculuk yapmış ve sonunda Batman'in babası Thomas Wayne'in Batman olduğu Flashpoint gerçekliğine gitmişlerdi. Sayımızın yazarı Batman serisinin düzenli yazarı Tom King değil, Flash serisinin yazarı Joshua Williamson. Çizgide ise Jason Fabok'u görüyoruz. Kısaca sayıda olanlardan bahsedip değerlendirmeye geçelim.

Flashpoint dünyasında Aquaman ve Wonder Woman, ortak bir karar vererek Batman'i indirmeye karar vermiş. Orduları Bat-Cave'e saldırırken, Bruce ve Flash olay yerine geliyorlar. Flashpoint dünyasının aslında yok olması gerektiğini söyleyen Flash, kozmik koşu bandını tamir ediyor. Thomas Wayne, ikiliyle gitmeyi reddediyor ve geride kalıyor. Flash, Batman'i de alıp giderken Eobard Thawne'ı elinde rozetle görüyorlar ve ölmeden önce gittiği yere gittiklerini görüyorlar. Durdurmak isteseler de Thawne,"rozetin kime ait olduğunu biliyorum ve şimdiye kadar benim gibi birisiyle karşılaşmadılar" diyerek sayıyı bitiriyor.


Öncelikle ben bu sayıyı da Tom King'in yazmasını isterdim. Nihayetinde 4 sayılık bir hikaye okuyacağız ve bunun 2 sayısını King'in yazacağını düşünerek okuduk. Özellikle bu sayıda Thomas ile Bruce arasında çok güzel bir aile durumu olacağını biliyorduk. King'in Vision serisini okumuşsanız ve hatırlıyorsanız, King bir aile draması yazma konusunda oldukça başarılı. Dolayısıyla Thomas ile Bruce'un arasındaki konuşmayı King'in sözleriyle görmeyi yeğlerdim. Yine de Thomas'ın Bruce'a "Batman olma, benim olamadığım bir baba ol" demesi duygulandırdı. Williamson'ın sayının her yanına açıklama kutuları doldurmalarından oldukça rahatsız olduğumu söylemiştim. Bu sayıda da değişen bir şey yok.


Sayıda kayda değer neredeyse hiçbir şey olmadı desek yeridir. Üç sayıda da durum böyle ne yazık ki. Seri kendisini okutturmasına okutuyor ancak sayıda yeni bir şeyler öğreneceğiz diye başlamamıza rağmen sadece birkaç adım ilerisine gidebiliyoruz. Bu sayıda Flashpoint'in alternatif bir gerçeklik olmadığını, Barry'nin tabiriyle alternatif bir tarih olduğunu öğrendik. Yani dışarılarda bir yerlerde var olan bir evren değil burası. Ana evrenin tarihlerinden bir başka alternatif. Zaten Barry de evrenin frekanslarına bakınca aynı evrende olduklarını söylüyordu.

Anlaşılan o ki Dr. Manhattan ya da tüm bunların arkasındaki kişi kimse Flashpoint gerçekliğini bizzat yaratan oymuş, zamanı gelince de silip New52 evrenini açmış. Ancak bir sebepten dolayı bu gerçekliği de tamamen yok etmemiş. Tam Batman ve Flash'ın gelmesini bekliyormuş silmek için. Batman, rozetin kendi mağarasında bulunduğunu, koşu bandında babasının yanına geldiklerini ve buradan ayrılırken gerçekliğin silindiğini söyledi. Görünen o ki evreni kurcalayanlar hususi olarak Batman'le uğraşıyorlar. Nedense bu konu finalde de bağlanamayıp bırakılacakmış gibi hissediyorum.


Aquaman ve Wonder Woman'ın güçlerini birleştirip Batman'i indirmeye kalkmaları biraz zorlama geldi bana doğrusu. Batman, Flashpoint gerçekliğinde savaştan elini ayağını çekmiş, Gotham'daki pislikleri avlamaya odaklanmış birisiydi. Savaşla en yakın bağlantısı, Flash geldiğinde, Eobard Thawne'a karşı geldiği noktaydı. O da haliyle savaşın kendisinden bağımsızdı. Aquaman ve Wonder Woman'ın Batman üzerine bir ordu göndermesi için Thomas Wayne'in bir direniş ya da üçüncü ve daha tehlikeli bir cephe açmış olması gerek nihayetinde. Ancak Wayne, malikanesinde, mağarasında olacakları tek başına bekliyor. Dolayısıyla evren zaten yok olurken ölüme koşmasının altı pek iyi bir şekilde doldurulmamış diye düşünüyorum.

Tabii bir de Thomas Wayne'in ölümü meselesi var. Gerçekliğin silinmek üzere olduğunu herkes biliyor, Thomas da dahil. Yani kalırsa ve düşman saldırmazsa bile ölmek üzere. Ancak o kalmayı ve ölmeyi tercih ediyor. Üstelik, "ben iyi bir babalık yapamadım, sen yap" diyerek. Halbuki Flash ve Batman'e katılıp babalığını yerine getirebilirdi asıl evrende. Diyelim ki DC evreninde Thomas Wayne'in olmasını istemiyoruz. O zaman Thomas yine de ikiliyle beraber gelsin ancak son sayıda farklı bir nedenle ölsün örneğin. Bu sayıda Thomas Wayne'in ölümü baştan aşağı anlamsızdı.


Jason Fabok'un çizimleri oldukça güzeldi. Özellikle Flashpoint gerçekliğinin silinmeye başladığı anları oldukça güzel yansıttığını düşünüyorum. Hemen bir üstteki Batman görseli ise sayı boyu en çok sevdiğim sahnelerden birisi.

The Button hikayesinin finalini anlatacak olan The Flash'ın 22. sayısı normalde haftaya gelecekken bir hafta gecikmeyle ayın 17'sinde çıkacak. Eobard Thawne'ın gördüğü tanrının kim olduğunu da o zaman öğreneceğiz.

GÖRÜŞ


The Button hikayesi kendisini heyecanla okutmayı başarsa da serinin tamamında önemli bir şeyler göremememiz ve hikayenin tam olarak nereye doğru gittiğini anlayamamamız sebebiyle biraz sendeliyor. Özellikle şimdiye kadar 3 sayı geçirmemize rağmen sadece sayıları kurtaracak sahneler görüp genele etki etmeyen bir hikaye okumak biraz sinir bozucu. Yine de keyifli okumasını sürdürmeye devam ediyor.
7.0
ORTALAMA


 The Button hikayesinin ikinci kısmı geldi. İlk bölümde, Batman, Reverse Flash'la karşılaşmış ve sağlam bir dayak yedikten sonra Reverse Flash, Comedian'ın rozetini eline almış ve "Tanrı'yı Gördüm" diyerek eriyip bitmişti. Flash da tam bu sırada olay yerine gelip ikiliyi görmüştü.

2. sayımız ise Flash'ın 21. sayısında devam ediyor. Önce kısaca sayıda ne olmuş bakalım, daha sonra da uzun uzun masaya yatıralım DC'nin büyük numarasını.

Sayıya bir akıl hastanesinin tepesinde Justice Society'nin kendisi yüzünden kaybolduğunu bağıran Johnny Thunder'ın, Cei-u diye bağırmasıyla başlıyor. Daha sonra mağaraya dönüyoruz. Flash, Thawne'ın cesedini inceledikten sonra yaralı Bruce'la konuşuyor ve yanından ayrılıyor. Justice League karargahına gidip kozmik koşu bandına çıkıyor ancak Bruce da ona yetişiyor. Beraber koşmaya başlıyorlar ve Buton'dan çıkan radyasyonun izini takip ederken birçok farklı yer ve zamanda kendilerini görüyorlar. Sonunda bir beyaz patlamanın içine giriyorlar. Çıktıklarında ilkel bir Bat-Cave'le karşılaşıyorlar. Daha ne olduğunu anlamadan, Batman'in Flashpoint'teki versiyonu Thomas Wayne, Flashpoint versiyonuyla gelip mağarayı kast ederek "bunların hepsini senin için yaptım oğlum" diyor ve sayı bitiyor.


Sayı ağzına kadar göndermeyle doluydu! Tek tek göndermelerden bahsederek ilerleyelim. Sayının başında Cei-U diye bağıran ve bay Thunder dedikleri adam Johnny Thunder. Kendisinin yeteneği, Cei-u dediğinde cin benzeri bir varlığı çağırıp onu kontrol edebilmesi. Bu varlığın adı da Thunderbolt. Evrendeki her şeyi yapabilme kudretine sahip bu yaratık, Johnny ne derse onu yapar. 2000lerdeki Justice Society of America hikayesinde Johnny, cinini Jakeem Thunder isminde bir çocuğa vermişti. Johnny'i biz DC Universe Rebirth sayısında da bu hastanede görmüştük ve New52'dan beri ortalarda gözükmeyen Justice Society ekibini geri getirmeye çalışıyor! Tıpkı önceki sayıda Saturn Girl'ü görmemiz gibi, bu sayıda da Thunderbolt'u gördük. Sıradaki sayıda da muhtemelen Rebirth sayısından bir karakterle açılış yapacaklar.

Daha sonra asıl gönderme patlamasını Flash, Watchtower'ın hatıralık eşyalar kısmına girdiğinde yaşıyoruz. Önce oraya bakalım, sonra içindekiler ne söyleyelim:


En tepede Blue Beetle'ın gemisi var, onun altındaki gemi ise Hourman'in zamanda yolculuk yapabildiği gemisi. Geminin yanındaki uçan beyaz şey bildiğiniz Voyager 2 uzay aracı. Tepedeki Bat-Signal gibi olan şey ve altındaki kristaller Kripton'da suçluları Phantom Zone'a gönderen Phantom Zone Projector. O devasa pembe yumurta, DC ve Marvel evrenini birleştirdikleri JLA/Avengers serisindeki Cosmic Egg. Martian Manhunter'ın ilk kostümü var. Kostümün yanındaki kırmızı cam Universe Orb. Harbinger bununla dünyaları izleyip kaydedebiliyordu. Ortadaki uzun ve devasa, tepesi kafataslı mızrak Scepter of State. Marslı bir savaş aleti.Alttaki kostümler sırasıyla bir New Gods kostümü, Sargon ve Azrael kostümleri. Sağdaki yıldızlı kutunun üstündeki sopa Big Barda'nın silahı, önündeki pembe şey bir kostüme bağlı, o kostüm Doctor Destiny'nin kostümü. Önündeki sopa da Starman'in Gravity Rod'u. Yandaki kırmızı gözlü şey, Booster Gold'un yardımcı robotu Skeets.

Ortadaki zincir ve kanca, Lobo'ya ait bir kanca. Halka gibi olan şey H-Dial. O koca kitap evrenin tarihini anlatan Eternity Book. Önündeki sopa Matter Master'ın asası. Arkasındaki kutudaki parlak şey ise Hourman'in Worlogog'u. Evrenin 4 boyutlu haritası. Gerçekliği değiştirmek için bile kullanılabiliyor. Onun solunda da Blue Devil'ın mızrağı, Wonder Woman'ın eski kalkanı ve en uçta da bir atom bombası var.

Sonraki sahnelerde de Starro hücreleri, White Martian ögütü olan Hyper-Clan'dan Armex'in kafası, Zum, Protex ve Promaid'in kostümleri var. Prometheus, Star Spangled Kid, Hourman ve Spectre'ın kostümleri var. Bir tane kutucuğun içine hapsedilmiş tek bir "Kirby Dot" var. Ve Justice League International'dan Rocket Red'in zırhı var.

Tabii göndermeler bununla bitmiyor! Batman ve Flash evrenler arasında gezinmeye başlayınca bazı sahneler görüyorlar:


Bu sahne, Justice League of America'nın kuruluşlarından belki de ilkine gönderme. 1962 yılında çıkan Justice League of America 9. sayısıyla aynı:


Daha sonra Identity Crisis'te JLA ekibi, Batman'in sırlarını öğrendiğini görünce onu durdurmaya çalıştıkları sahne var:



Ve kocaman bir Crisis on Infinite Earths göndermesi bulunmakta:




Gördüğünüz gibi sayı göndermelerle taşıp gidiyor. Ama üzücü olan da aslına bakarsanız biraz bu. Başka çok fazla bir şey görme imkanımız olmadı. Bu şekilde farklı evrenleri gördükten sonra Thomas Wayne'le karşılaştı ikili. Ek olarak, Justice Society ekibinin nihayet geri döneceğini biliyoruz. Ayrıca Crisis on Infinite Earths ve Identity Crisis de artık süreklilik içinde kabul edilebilir. Yine de bunun için biraz daha beklemek gerek. Sayının sonunda Flashpoint evrenine gitmeleri ve Thomas Wayne'le buluşmaları korkunç derecede heyecanlı. Batman'le babasının mektubu arasındaki ilişki bizi duygulandırıyordu zaten, önümüzdeki sayıda ikisinin kavuşmasına dayanamayabiliriz. Genel olarak sayıdan sadece rozetin üzerindeki kanın kime ait olduğunu bulamadıklarını ve özel bir türde radyasyon yaydığını biliyoruz. Sayıdan edindiğimiz bilgiler ve heyecan da bu kadar.

Sayının asıl sıkıntısı ise yazar Joshua Williamson. Sayı baştan sona kadar açıklama kutularıyla doluydu. Geçtiğimiz hafta Tom King, serinin ilk sayısında anlatımını görsel olarak yapmış ve hepi topu 1 dakika içinde geçen olayları bir sayıya sığdırmıştı, bunun da altından kalkmıştı ama Williamson, yazdığı her sayıda olduğu gibi burada da her şeyi kutucuklarla anlatıyor. Hem de her şeyi. Eobard Thawne'ın geçmişinden tutun, kendisinin Batman'le olan geçmişi, JL ile birlikteliği ve kişisel düşünceleri kutucuklarla o kadar uzun uzun anlatıldı ki, şöyle diyeyim, eğer kutucukları okumadan sayıyı okursanız tek kaybettiğiniz şey, kutucukların üzerine geldikleri görsel kısımları olur, hikayeden hiçbir eksiğiniz kalmaz. Williamson her şeyi fazlaca açıklıyor ki bu da sanki 70lerdeki bir çizgi roman okuyormuşsunuz hissini vermekten öteye geçmiyor. Neden Flash serisini okumaya devam etmediğimin bir örneği oldu bu sayı.


Sıradaki sayıyı Tom King yazacak. Özellikle Vision serisi ile nasıl aile draması yazabileceğini bildiğimiz için Bruce ve Thomas'ın buluşması oldukça güzel olacak diye düşünüyorum. Final sayısı ise yeniden Williamson'da. Umarız kutularını biraz azaltır diyoruz.

GÖRÜŞ


Genel olarak ortalama bir sayı olsa da The Flash #21, hafızalarımıza güzel bir egzersiz yaptırarak göndermelerle dolu sayfalarıyla bize kaybettiğimiz çoğu şeyi hatırlattı. JSA ekibinin sonunda dönecek olmasına rağmen ilk izleri gösterdi ve nihayetinde istediğimiz bazı cevapları ve sahneleri verdi. Ancak Joshua Williamson'un anlatım kutularını gereğinden fazlaca kullanması sayıyı aşağı çeken şeylerden birisi.
7.5
ORTALAMA


Nihayet geldi. Marvel'ın 2017'deki büyük hikayesi Secret Empire'ın hazırlık babındaki 0. sayısı çıktı. Secret Empire'dan önce neler olduğunu öğrenmek için podcastimizi dinleyebilirsiniz:


Öyleyse başlayalım.

Özel Uyarı, bu seriden önce sırasıyla:

U.S.Avengers #5
Thunderbolts #12
Captain America: Steve Rogers #16

Sayılarını okumanızı tavsiye ederiz!

Eğer okumamışsanız kısaca bahsedelim.

Steve sonunda planını harekete geçirmeye başladı. Hydra'nın başına geçti. Carol Danvers'ın gezegen koruma sistemini yerle bir etti. Öte yandan Kobik'in parçalarını ele geçiren Zemo, Kobik'i koruyan Bucky Barnes'ı bir rokete bağlayıp fırlattı ve roket patladı. Steve, dünyanın her yanındaki Hydra üyelerine harekat talimatını verdi ve Maria Hill, Steve'in Hydra olduğunu Rick Jones'a ulaştırmayı başardı!

HİKAYE

Sayımız 1945'te Japonya'da karlı dağları tırmanan Steve'in, Kraken isminde bir karakterle buluşmasıyla başlıyor. Kraken, Steve'i bir yer altı şehrine götürüyor ve Hydra'nın gücünün buradan geldiğini söylüyor. İki adam daha Steve ve Kraken'i karşılıyor ve Steve'e, gelecekte uyanacağını ve kendisine kahraman diyeceklerini, ama zamanı geldiğinde Kobik tarafından uyandırılacağını söylüyorlar ve Steve meşhur uykusuna dalıyor. Daha sonra günümüze geliyoruz. Steve, Sharon'dan dört yanlarının birden düşmanla çevrili olduğunu söylüyor. Uzayda, Chitauri ordusu Dünya'ya saldırıyor ve Dünya üzerinde bir koruma kalkanı olmadığı için Carol Danvers ve ekibi ölümüne savaşıyor. Dünya'da zamanında Maria Hill'in Pleasant Hill'e tıktığı kötüler, olay çıkarıp saldırıya geçiyor. Onları durdurmak için de Luke Cage, Daredevil, Iron Fist, Jessica Jones, Spider-Woman, Doctor Strange, Cloak ve Dagger'dan oluşan Defenders ekibi harekete geçiyor.


Bu esnada Hydra, Sokovia'yı işgal ediyor ve eğer Hydra rejimi dünya ülkeleri tarafından tanınmazsa, nükleer saldırı başlatacaklarını söylüyorlar, en yakın Hellicarrier'i işgal edip SHIELD'ın iletişimini kesiyorlar. SHIELD, geri kalan araçlarını buraya göndermek zorunda kalıyor. Uzayda ise Chitauri ordusu öyle kuvvetli geliyor ki Carol'ın en çok güvendiği ikili Quasar ve Hyperion yıkılıyorlar. Ve New York'taki büyük kavga esnasında Nitro devasa büyüklükte bir patlama yapıp iletişimi kesiyor. Tüm bu durumların ardından Savunma Bakanı SHIELD'ın başındaki Steve'i arıyor. Olan feci olaylar sebebiyle olağanüstü hal ilan edildiğini, ordunun, konu üzerinde uzmanlığı olan SHIELD'a devredildiğini ve askeri yürütmeye geçileceğini, kısacası her şeyin başınaa SHIELD liderinin acilen getirileceğini söylüyor. SHIELD lideri ise Steve Rogers!


Ve Steve bütün Avengers üyelerine toplanmalarını söylüyor. Aynı anda, Riri Williams kalkanı düzeltiyor, New York'tai bütün kötüler ışınlanıp gitmeye başlıyor. Herkes zaferin geldiğinden emin durumda. Bu sırada Hydra'nın ele geçirdiği hellicarrier, Sharon'ın bulunduğu araca çarpıyor. Hydra askerleri saldırıya geçiyor. Son dakikada artık Sharon son direnişe hazırlanırken Steve onu durduruyor ve birazdan yapacağı şeyden dolayı ondan korkmamasını söylüyor ve Hydra askerlerine dönüp onları durduruyor. Sharon'ı yakalatıp gönderiyor. Sharon şok içinde giderken, Carol'a bağlanıyor. Carol, yaralılar olduğunu, yere inip tıbbi destek almaları gerektiğini söylüyor. Riri Williams, kalkanın hala açık olduğunu ancak kalkana müdahale edemediklerini görünce şaşırıyor. Cap, Carol'a kalkanı açmayacağını söylüyor ve Chitauri ordusuyla sürekli savaşacaklarını söylüyor. Carol'a elveda diyor ve Alpha Flight ekibini tamamen dünyanın dışında bırakıyor.


Zemo, New York'a Blackout isimli kötüyü getiriyor. Steve'in, Avengers'a toplanın dediği yere geliyorlar ve Blackout bütün Avengers ekibini karanlığın içine hapsedip mahkum bırakıyor. Ters bir şeyler döndüğünü hisseden Tony ve Riri, geriye kalan bütün Avengers ekibini Washington'a, Beyaz Saray'a gönderiyor. Ancak Beyaz Saray'ın tepesinde, Steve'in ve Hydra'nın ele geçirdiği Hellicarrierler çoktan konuşlanmış durumdayken sayı sona eriyor.

DEĞERLENDİRME

Biz bu hafta Marvel'ın son zamanlardaki en mükemmel eventine mi başladık?!

Her şeyden öte, bu bir 0. sayıdan çok daha fazlasıydı. Genelde 0. sayılar, okuru hikayeye hazırlamak için kullanılan sayılar ancak bu seride, hemen hemen bütün başlangıç kısmı 0. sayıda anlatılıyor ve benim şimdiye kadar okuduğum tüm hikayeler içinde en dolu 0. sayı kesinlikle bu sayı. Dolayısıyla serinin devamında göreceğimiz, Steve'e karşı kurulacak direnişe çok daha fazla zaman ayırabileceğiz. Mükemmel.


Sayının en başındaki olaylar Captain America: Steve Rogers dergisindeki flashback örgüsünün sonu. Kraken, Steve'i, Hydra adına eğitim görürken yetiştiren kişiydi. Girdikleri yer ise çok ama çok önemli. Arkadaşlar, Kraken'in, Steve'i götürdüğü kişiler Sir Isaac Newton ve Nostradamus! Evet, evet, tarihteki o meşhur kişiler. Ne alaka diyeceksiniz değil mi? O kısım tamamen Jonathan Hickman'ın yazmış olduğu S.H.I.E.L.D. serisine gönderme. SHIELD serisinde, tarih boyunca dünyayı kurtarmaya çalışan bir örgüttü SHIELD. Ve Cap'in, uykuya dalmadan önce söylediği "Dünya böyle sona ermeyecek" cümlesi, SHIELD'ın mottosuydu. SHIELD örgütü, güç açlığı çeken Isaac Newton ve onu durdurmaya çalışan Leonardo Da Vinci, Nikola Tesla arasındaki savaş sonucunda bölünmüş, ölümsüzlüğü bulan Newton, kendisine falcılık yapsın diye Nostradamus'u kölesi etmişti. VE ŞİMDİ BUNLARIN HEPSİNİN HALA VAR OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ! Mükemmel!


Sonrasında Steve'in planı adım adım işlenmeye başlıyor. Daha önce Captain America Steve Rogers serisini incelerken serinin mükemmelliğini anlatmaktan dilimizde tüy bitmişti. Steve, o seri boyunca her şeyi planladı. Yani 0. sayıdan başlıyorsanız, her şey size çok hızlı ve zorlama gelebilir ancak Steve, daha önce gezegen koruma kalkanını kendi emrine aldı, Carol, Alpha Flight, Hyperion, Guardians of the Galaxy ve en önemlisi Quasar gibi kendi planlarını mahvedebilecek kişileri sürekli meşgul tutup Dünya'ya sokmamak için Chitauri ordusunun kraliçesinin dünyada olduğuna dair sinyal gönderdi. Bu yüzden Chitauri ordusu korkunç boyutlarda saldırıya gelmeye devam edecekler. Carol ve ekibi uzayda ölseler bile -ki birçoğu yaralandı ve yorgun düştü bile- kalkan, hiçkimsenin içeri girmemesini sağlayacak. Zemo'yu çoktan yanına çekmişti ve Blackout'u da zamanında New York'a getirdi. SHIELD Hellicarrierlerini, daha önce, Madame Hydra'ya toplattığı ekipten Dr. Faustus'u kullanarak zaten ele geçirmeye başlamıştı. Şu anda bütün Hellicarrierlerin kontrolü Hydra'da.


Ve sayının en zirve noktası neresiydi biliyor musunuz? Bütün kahramanlar, Steve "Avengers Assemble" dediği anda tek bir sorgulama yapmadan, Dünya'nın en iyi insanı Steve Rogers'a güvenerek toplanmaları ve Steve'in onları fareler gibi kıstırması devasa bir ihanetti.

Bu serinin tohumları o kadar uzun zamandır ekiliyordu ki, hepsinin bir araya geldiğini görmek mükemmel. Örneğin, Kobik ismi 2011 yılında çıkan Marvel Now Point 1.0 dergisinde geçiyor. Ve tarihler ilerlediğinde, Standoff hikayesinde, 2015'te Kobik'le tanışıyoruz. Standoff hikayesinde Maria Hill'in yaptıkları, bugün hala peşini bırakmıyor ve Steve'in SHIELD'ın başına geçmesini sağlıyor. Bu 0. sayıdaki Quasar'ı yaratıyor, oradaki mahkumları, Steve'in bir dikkat dağıtıcı olarak kullanmasını sağlıyor. Chitaurilerin gelişi Ultimates serisinden beri azar azar işleniyor ve nihayetinde Secret Empire'la her şey birleşiyor.


Carol, o kalkanı dikmek için çok uğraştı, çok çabaladı ancak Steve'in en sonunda "duvara çok meraklıydın, öteki taraf senin olsun" diyerek kalkanı kapatması çok korkunçtu. Sharon'a, bunun bir hile olmadığını, kendisinin Hydra olduğunu söylediği an Sharon'ın gözlerindeki şok ifadesi daha güzel yansıtılamazdı. Her şey o kadar doğal ve o kadar sağlam bir şekilde düğümlenip çözülüyor ki bütün sayfaları ağzınız açık okumadan edemiyorsunuz. Kahramanların geri kalanı daha ne olduğunu bilmiyorlar bile. Steve'den emir gelmesini bekliyorlar hala.

Captain America: Steve Rogers incelemelerinde de defalarca, Steve, kendisini davasına adayan mükemmel bir stratejist ve bir kötü adam olduğunda bunun neden korkunç bir şey olduğunu görüyoruz demiştim. Secret Empire'da, Steve'in herkesten 10 adım önde olduğunu ve kendisinden haberdar olmayan herkesi kukla gibi oynattığını çok büyük skalada görüyoruz. Bir kötü adamın planlarının adam akıllı gittiğini görmek o kadar rahatlatıcı ki, Steve başarılı hamle yaptıkça içinizin yağları eriyor ve bundan utanıyorsunuz. Ancak Steve Rogers bize hak ettiğimiz Marvel kötüsünü veriyor, şikayetimiz yok! Son on yılda Secret Wars'ı saymazsak -ki o da bir nevi Fantastic Four hikayesiydi- Secret Empire, okuyacağımız en iyi Marvel eventi olabilir.


Tabii, Steve'in henüz dokunmadığı kahramanlar da var. Örneğin Riri Williams ve Tony gibi. Bu arada Tony'i zırhla görünce şaşırmış olabilirsiniz, zira Civil War II'nin sonunda komaya girmişti. Zırhın içindeki şey Tony değil, Riri'ye yardım etsin diye yapay zekası yönlendiriyor zırhı. Spider-Man ve diğer birkaç kahraman da hala dışarıda ancak onlar da Steve'in kötülüğünden habersiz bir şekilde Beyaz Saray'a gidiyorlar. Hezimetleri yakın. Önümüzdeki sayılarda Black Widow'un başlatacağı direnişi izleyeceğiz. Hydra lideri Steve Rogers'ın emrindeki bir ülkede direniş yaşanacak. Zemo, Bucky'i patlattı diye gördük ama umarım Bucky o patlamadan sağ kurtulmuştur. Sam Wilson, kalkanı bırakıp gitmişti son sayısında, muhtemelen o da geri dönecek. Eğer Steve'i kendine getirecek tek bir şey varsa o da Natasha, Buck, Sam'in kuracağı bir ekip olacak.

Bir de ufak bir tahminim var. Civil War II'da, Ulysses isimli geleceği gören bir arkadaş, Miles Morales'in, Steve'i öldürdüğünü görmüştü. Olaylar o zaman çığırından çıkmıştı ama hiçbir şeyin olmadığını görünce rahatlamışlardı. Sanıyorum ki Ulysses'in o görüşü, bu serinin sonunda ortaya çıkacak. O sahneyi de bir hatırlayalım:


1. sayımız 3 Mayıs'ta! 2 hafta beklememiz gerekecek.

GÖRÜŞ


Secret Empire, Marvel'ın son yıllarda yaptığı en mükemmel işlerden birisi. Nick Spencer, ilk başta saçma ve kötü gözüken bir fikri alıp o kadar sağlam bir şekilde kurgulaştırarak mükemmel bir sonuç haline getirdi ve okurlar olarak şimdiye kadar okuduğumuz her şeyin karşılığını mükemmel bir şekilde alıyoruz. Kim derdi ki ihtiyacımız olan şeyin kötü bir Steve Rogers olduğunu?
10.0
MÜKEMMEL

DC Universe Rebirth sayısı yayınlandığından beri, DC'nin, Watchmen/DC Universe bağlantısına değinmesini bekliyorduk. Watchmen'in ana evrene bağlanmasıyla ilgili hala problemlerimiz olsa da hikayeler bu gidişatta sürecek, o yüzden sadece gelen sayıların tadını çıkarmaktan başka yapacak bir şey yok.

The Button hikayesi, 4 sayı sürecek, Batman #21-22 ve The Flash #21-22 sayılarında geçecek. 1 ay içinde, her hafta yeni bir sayıyla öyküyü bitireceğiz.

Button hikayesine gelişimiz, doğrudan DC Universe Rebirth sayısına kadar dayanıyor. Batman ve Barry Allen, Wally West'ten, evrenin 10 yılını çalan bir varlık olduğunu öğreniyorlar, Batman de mağarasının içinde bir Watchmen smiley rozeti buluyordu. Her ikisi de araştırmalarını ayrı ayrı yapıp sonradan güçlerini birleştirmeye karar vermişlerdi. Her iki karakterin dergisinde de ayrı ayrı bir çalışma olmadı ancak güçlerini birleştirmeleri gerekecek etmenler açığa çıkmaya başladı.

Geçtiğimiz hafta Action Comics #977 yayınlandı, sayıda, Clark bazı şeyleri hatırlayamıyor, geçmişine dair bir şeyler hafızasında oturmuyordu. Yine geçen hafta yayınlanan Detective Comics sayısında, her ne kadar Ra's Al Ghul müdahalesi olsa da Batman'in de hafızasında eksiklikler olduğunu öğrendik. Her şey bu noktaya varmış oldu.

Sayımızın yazarı, geçtiğimiz 20 sayıda bizi kah sevindiren kah kızdıran Tom King, çizeri ise DC'nin New52 Justice League serisiyle süper starları arasına giren Jason Fabok.

Hikayede olan bitenleri kısaca anlatalım. Bundan sonrası SPOILER bölgesi olmakta, dikkat edelim.


Spoiler Bölgesi...

Sayı, bir hapishanede, bir hokey oyununu izleyen mahkumlarla başlıyor. Mahkumların arasında Legion of Superheroes'tan tanıdığımız Saturn Girl var. Hokey maçında, bir oyuncunun öleceğini söyleyip bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyor. Daha sonra BatCave'e dönüyoruz. Batman, elinde Watchmen butonuyla maçı izliyor ve maçın sonunda Taylor isimli oyuncunun, diğer oyuncu tarafından dövülerek öldürüldüğünü görüyoruz. Daha sonra butonu masasındaki Psycho-Pirate'ın maskesinin yanına bırakınca, maske, rozeti etkiliyor ve bir anlığına Thomas Wayne'i Flashpoint'teki kostümüyle görüyoruz ama kayboluyor. Daha sonra Flash'ı arayan Batman, 1 dakika sonra buluşmak üzere anlaşıyor ancak onun yerine Reverse-Flash geliyor: Eobard Thawne! Eobard, bir gücün kendisini dirilttiğini söyleyerek, Thomas'ın, Bruce'a bıraktığı mektubu parçalıyor ve karşılıklı dövüşmeye başlıyorlar. Eobard, Bruce'u yere yığıyor ama Bruce da karşılığını veriyor. Ancak Bruce, 1 dakika içinde Flash'ın gelmesine güvenirken, Barry gelmeyince, Eobard, Bruce'u yığıyor ve rozeti eline alıyor. Bir anlığına bir parlaklık oluyor, Eobard ortadan kayboluyor. Aynı parlaklık yeniden geldiğindeyse, Reverse-Flash çürümek üzereyken "Tanrıyı gördüm" diyor ve ölüyor. İşte bu sırada Bat-Cave'e Barry geliyor ve yerde Bruce'u baygın halde, Reverse-Flash'ı ise ölü halde buluyor, sayı sona eriyor.


Şimdi, incelememize geçelim. Neler oluyor?

Öncelikle DC Universe Rebirth serisinde kısaca gördüğümüz Saturn Girl'ü yeniden gördük. Yeni evrende henüz bir Legion of Superheroes ekibi yok. Ne zaman geleceklerini de bilmiyoruz ancak daha önce Legion'a ait bir yüzük görmüştük. Saturn Girl'ü deli diye içeri kapattıklarını görmüştük. I am Suicide hikayesi içinde Batman, Arkham'ı ziyaret ettiğinde Saturn Girl'ü orada görmüştük. Şimdi hala kendisini zapt ediyorlar. Öyle geliyor ki yakın zamanda da dışarı çıkarmayacaklar. Hokey maçındaki ölümün büyük sonuçlara yol açması muhtemel. Saturn Girl'ün bundan korkmasının yanı sıra Batman, bu olayı kameralarından tekrar izliyor, Flash da olayı durdurabilme ihtimali olduğunu düşünüyordu. Yani, bu hokey maçında ya ölen oyuncu ya da katil oyuncu, bir noktaya bağlanacak. Ancak bunun kısa sürede olacağını sanmıyorum. Örneğin, zamanında Superman ve Wonder Woman New52 döneminde ilk kez öpüştüklerinde, Booster Gold, bunun felakete sebep olacağını söyleyemeden zamandan silinmişti. Rebirth'le beraber o öpüşmenin hiç olmamış olması gerektiğini yavaş yavaş anlıyoruz. Legion ve bu hokey maçı meselesinin de daha 1-2 senesinin olduğunu düşünüyorum.


Sadece bu seriyi okuyanlara bilgilendirme yapalım. Batman daha önceki sayılarda Psycho-Pirate isminde, maskesini taktığında karşısındakinin duygusal halini değiştirebilen bir manyağın peşindeydi. Onun yüzünden Bane ile mücadele etti. Masasında bulunan maske oradan geliyor. Olayı rozette bulunan radyoaktivite ile bağdaştırdılar. Ancak o maske, duyguları yansıtan bir maske. Şimdi teori zamanı! Thomas Wayne, Batman olarak, Flashpoint'teki hali ile ortaya çıktı ve kayboldu. Watchmen'in, daha doğrusu Dr. Manhattan'ın, New52'dan ve evrenler arası akışın düzeninden sorumlu olduğunu gördük. Dolayısıyla rozet de evrenler arası bir yerden geldiği için bir nevi portal vazifesi görüyor olabilir. Maske de duyguları yansıttığı için Bruce'un duygularını, Flashpoint evrenine yansıtarak orada hala var olan Thomas Wayne'i çekti. Thomas Wayne'in gelmesiyle, rozetin çıkardığı enerji Eobard Thawne'ın dikkatini çekti.

Şimdi, çizgi roman okumaya Rebirth ile başlamışsanız, bu sayıda Eobard'ın gözükmesinin ne önemi olduğunu soruyor olabilirsiniz. Flashpoint serisinin sonunda Thomas Wayne, Eobard Thawne'ı öldürüp kalbini deşmişti. Rebirth Flash serisinde ise Zoom'un aslında Eobard Thawne olduğunu hem biz öğrendik, hem de Thawne bunu hatırladı. Dolayısıyla kendisini diriltip zaman akışında saklayanın kim olduğunu merak ederek mağaradaki rozete geldi. New52'daki Eobard Thawne karakteri böylece süreklilik içinde olmaktan çıkarılıp silindi, aklımızda bulunsun. Özellikle geçen hafta çıkan Action Comics sayısıyla, Superman'in geçerli köken hikayesinin Secret Origin olduğunu ilan etmeleriyle, DC'nin New52'yu tamamen silip yok etmeye ant içtiğini görüyoruz.

Rozete dokunduktan sonra yok olup tekrar geldiğindeyse çürüyordu. Zaten kendisini yok edip getiren o mavi ışığın büyük ölçüde Dr. Manhattan'dan kaynaklandığını biliyoruz. DC Universe Rebirth sayısında da aynı ışık, New52'nun gizemli karakteri Pandora'yı yok etmişti. Thawne direk "Tanrı'yı" gördüğünü söyleyerek öldü. Kast ettiğinin bizzat Presence olduğunu sanmıyorum. Yolu muhtemelen Mars'ta ikamet eden Manhattan'a düştü. Batman butona dokunduğunda hiçbir şey olmamıştı ancak Thawne'ın ölümü, görmemesi gereken bir şeyleri görmesi sebebiyle oldu diye düşünüyorum. Öte yandan, Thawne'ın, Flash'ın The Button sonrası hikayesinin baş düşmanı olacağını biliyoruz, bunu duyurdular. Bu yüzden sayının en şok edici noktalarından birisinden aldığımız tat uçup gidiyor.


Sayı oldukça sıkıştırılmıştı bir bakıma. Çok büyük bir kısmını Reverse Flash/Batman dövüşüne ayırmış King ve Fabok. Reverse Flash'ın, Batman'e yapabileceği en büyük kötülük kesinlikle Thomas'tan gelen mektubu parçalayıp yok etmesiydi. Bruce'un sayıda sabrının taştığı nokta da buydu. Sonrasında da ikilinin dövüşüne başladık. Batman, 1 dakika sonra Flash'ın geleceğinden o kadar emindi ki Reverse Flash'ı 1 dakika oyalamanın yeterli olacağını düşündü. Benim sayıdaki sıkıntı olarak gördüğüm şeylerden birisi buydu. Batman, Flash'ın geleceğinden o kadar emindi ki 1 dakika sonlandığında resmen teslim oldu. Batman bu değil?! O bir dakikada Flash'ın gelmesini bekliyor olabilir ancak bir yedek plan da geliştiriyor olmalıydı. Sıradan bir yerde olmuyor ki bu dövüş, Bat-Cave'in merkezinde! Scott Snyder'ın Batman serisinde sevmediğim çok şey olsa da Court of Owls'un, Bat-Cave'e saldırıya geldiği yerde Bruce o zaman da hazırlıksız yakalanmıştı ancak kalesini öyle bir korumuştu ki karşısındaki koca Talon ordusunu yıkmıştı. Şimdi, Reverse Flash'a karşı yapabileceği hiçbir şey yok muydu yani? Hala inatla soruyorum: Neden Flash'a bu kadar bel bağlıyorsun? Üstelik Thawne geldiği zaman, "oo Barry, genelde gecikirdin" gibi bir cümle kurup, Barry'nin 1 dakika sonra oraya geleceğinden nasıl emindi mesela? En büyük hata buydu sayıdaki bana göre.


Tom King'in Batman karakterizasyonu yer yer canımı sıkıyordu zaten ancak Reverse-Flash'a karşı tutunduğu tavrı hiç sevmedim. En azından bu sayıda Batman, papağan gibi bir şeyleri tekrar edip durmadı. Öte yandan, tüm dövüş sahnesini, 9lu bölmeler halinde parça parça resimleyen Fabok, sayının genelinde de oldukça güzel bir iş çıkarmış.

Önümüzdeki sayı, Flash #21'de olacak. Aksiyon dozu bu kadar yüksek bir sayıdan, açıklama kutularıyla dolu bir sayıya geçmeye hazır olun. Joshua Williamson'ı, Flash serisine Godspeed'i soktuğundan beri sevmiyorum. Justice League vs. Suicide Squad serisinde de ilk sayıda aksiyonu verip ikinci sayıyı açıklama kutularıyla doldurmuştu. Önümüzdeki sayıda her şeyi detaylıca öğreneceğiz ancak bu sayıda hemen hemen hiçbir şey öğrenemediğimizi göz önünde bulundurursak, seri kendini 3. sayısında toplayacak gibi duruyor.

GÖRÜŞ


Bu senenin büyük olaylarından birisi olmasını beklediğimiz The Button hikayesi oldukça hızlı bir başlangıçla açılış yaptı. İpucu ve sorularla bizi arkasında bırakmasına rağmen, en azından uzun zamandır yükselttiğimiz beklentilerimizi karşılamaya yakın bir giriş oldu. Kötü ve zorlama kısımları olsa da Batman 21 güzel bir sayıydı.
8.0
GÜZEL



[update title="Künye" icon="info-circle"] Yayınlandığı Tarih: 01.02.2017 - 05.04.2017
İçerdiği Sayı: Batman #16 - 20
Hikaye: I am Bane
Yazar: Tom King
Çizer: David Finch
Yayıncı: DC Comics [/update]

Bane'i I am Suicide'da görmüştük. Sağ olsun Tom King psikolojik göndermelerden gönderme beğendirmiş, Freud denizinde yüzdürmüştü. Daha sonra I am Bane'e geçilmedi, iki sayılık bir geçiş hikâyesi yayınlandı, burada da Catwoman'ın cinayetlerinin arka planını öğrenmiştik. Şimdi odak noktası, Bane'de! Yarasayı Kıran Adam olmak kolay değil tabii, öyle bir arc yeterli gelmiyor. Psycho-Pirate ile kendini "temizlediğine" inanan Bane, bu sefer de Batman'in oluşturduğu timden, Catwoman tarafından kırıldı. Hem ruhani hem de fiziksel olarak kırılan Bane, Venom'a geri döndü ve de Batman'in peşinde.

Hikayeyi okuyanlar bu kısmı atlayabilir.


Spoiler Bölgesi

Psycho-Pirate, Arkham Asylum'da tutuluyor. Bane oldukça yaklaşmış durumda, Arkham'a adam sokabilmiş. Durumun ciddiyetinde olan Bruce, Yarasa Ailesi'ni topluyor. Onlara Bane'in Gotham'a geldiğini söylüyor. Ancak Claire'ın iyileşebilmesi için beş güne, yani beş seansa ihtiyacı var. Bruce, bizimkilere bu işten uzak durmalarını söylüyor ve o gece Claire'ı Arkham'a götürmek için kızı Batcave'e indiriyor ki ne görsün: Damian, Dick ve Jason asılmış. Üzerlerinde de "I am Bane" yazıyor hem de.

Tabii ki ölmemişler, Batman üçünü alıp, Fortress of Solitude'a götürüp uyur vaziyette Superman'e emanet ediyor. İkinci günde Alfred, Jeremiah Arkham'ın kılığına girerek, Claire'ı içeri sokuyor ve ikinci seans da gerçekleşiyor. Bu arada yıkık yetimhanenin orada, kılık değiştirmiş Selina'yı ve Bane'in yaveri Bird'ü görüyoruz. Selina'yı vuruyor. Bane'in timi Gordon ve Thomas Duke'u da esir alıyor. Derkeen, Bane de Batman'e gözüküyor.

Bane Psycho-Pirate'a karşı, Selina'yı, Tiger'ı Gordon'u ve Duke'u teklif ediyor. Batman tabii ki reddediyor ve ikisinin köken hikayelerinin bir nevi karşılaştırmasını görüyoruz. Sonra savaşmaya başlıyorlar, Batman yenilmiş gibi yaparken aslında Selina'ya zaman kazandırıyormuş, Selina da bizimkileri salmış; Bird'ü, Zombie'yi Trogg'u tersten asıp üzerine de "I am Cat" yazmış çılgın kadın. (asdsdfghjkl) Bane de Arkham'a yol alıyor tabii.

Bane'i Maximillian Zeus karşılıyor. Bane Batman'e ulaşana kadar bir villain ordusuyla karşılaşıyor, Batman, eğer Bane'i canlı getirirlerse onlara güzel şeyler vadetmiş. Alfred de Bruce'a köpürüyor, aklın yerinde mi sen diye. Ancak Bane yaklaşıyor, ve Batman'e ulaşıyor. Biz de son sayıya gidiyoruz.

Bane ve Batman'in final karşılaşması gerçekleşiyor, Bane Batman'e, bunun son olduğunu söylüyor. Batman de "Yıllardır her gece bunu duyuyorum." diyor. Bane de "ama ölmedin çünkü seni kurtardılar değil mi?" diyor. Sonra tehditler geliyor, işte "senden sonra uşağını, polisi, Robin'lerini öldüreceğim"ler filan. Batman bayağı haşat olsa da "Ama unutuyorsun, Ben Batman'im" diyerek kalkıyor ve zaferi kazanan oluyor. Tabii bunlar olurken Batman'in bir anlamda ne olduğunun sorgulanmasını görüyor, I am Gotham hikayesine, Bruce'un ailesinin öldüğü geceye dönüyoruz.


Değerlendirme

Tom King Batman'ini sevenler ve sevmeyenler olarak ikiye ayrıldık resmen. Yer yer eleştirsem de ben seven taraftayım. Tom King neyi ne kadar vereceğini bilen bir yazar, yeri geldiğinde tam olarak fanboylara / fangirllere göz kırpıyor, yeri geldiğinde de istediği noktayı başarılı bir şekilde revize edebiliyor. Hatta bunu genellikle beraber yapıyor, aksiyonun dinamiğini kurabiliyor. Ancak tam da bu sebeplerden ötürü "aptalca" bulan da çok. (Kalbimi kırıyorsunuz gençler) Mesela bu kadar çok eski kötü cameosu yapmasını ticari kaygılarla yaptığını düşünenler var, aslında bunu kendisi de açıklamıştı: Kendisi zaten bir Batman hayranı olduğu için bir nevi yine kendisini tatmin ediyor, öte yandan da kankası Scott Snyder'la kapışıyor. (asdfghjk evet ben yine cıvımaya başladığıma göre asıl konumuza dönelim)

Bane ismi geçince pek çok kişinin beklentisi çok yükseliyor sanırım. Tom King, I am Suicide'da karakterizasyonu yapmaya başlamıştı, burada da son noktayı koymuş. Kökenini eğip bükerek Bruce'un bir farklı versiyonu haline getirmiş. "Sosyal faktörler"in insan üzerinde nasıl etkili olduğunu göstermiş. Klasik bir detaylandırma.

Bu beş sayı aslında oldukça doluydu. Direkt göndermeleri sayayım ben, (iki gönderme var ki onlara sonra geniş geniş değineceğim) 17. sayıda "Lower Gotham, Nolan Alley" ile Graham Nolan'a"Arkham Asylum, Morrison Hall" ile Grant Morrison'a"Arkham Asylum, McKean Clock Tower" ile Dave McKean'a gönderme vardı. 18. sayıda Bane ve Bruce'un kökenleri karşılaştırılırken, Bruce'un ağaç tekmeleme sahnesi birebir Year One'dan alınmıştı.

19. Sayıda Bane, Arkham'a giderken bir nevi kendi Arkham Asylum'unu yaşayacak diye düşündüm (A Serious House on Serious Earth'den bahsediyorum - ki 17. sayıda hem Grant Morrison'a hem Dave McKean'a gönderme yapılmış olması teorimi biraz destekliyor) Burası yeri değil çok dağıtmak istemiyorum ancak, en amiyane tabirle Arkham Asylum, iki durumu ele alıyordu. Birincisi, Batman bir bakıma kendi korkularını sorguluyordu, ikincisi Batman'in kendini bulmasını konu alıyordu; ya da şöyle söyleyeyim, en temel noktada Arkham'a ait olmaktan korkan Batman'in yaptıklarının akılcılığını sorguluyordu. Tımarhaneyi ele geçiren suçluların Batman'i yönlendirmesini baz alıyordu.

Bu bir noktada bizim arc'ımızın temeline bakıyor, tımarhaneyi devralan Batman'in, Bane'i yönlendirip "onu bulmasını" sağlıyor. İşte bu çok hoş bir ayrıntı. Bane, Batman'i sorguluyor, önceki hikayelere de göz kırparak "çevrendeki herkes öldü, ve senin ilk ölümün benim elimden olacak, sonra sevdiğin herkesi öldüreceğimi ardından da bu şehri yakacağım" diyor. Bane'in mizantropist yönü öne çıkarılırken, Batman mitosunda oldukça aşina olduğumuz kelimeler olan, olmadığı "intikamcı" kimliğinden ve sağlamaya çalıştığı "adalet" gibi kavramlardan da uzaklaşıyor; sadece Gotham Girl'e yardım etmek istediği veriliyor. Yani bir nevi Bane, Batman'in bu kadar saf bir amaç doğrultusunda hareket etmesini sorguluyor.

Tabii Tom King kafasında sadece Batman'i saf olarak konumlandırmıyor, Bane'in altyapısını veriyordu. Şöyle ki, 19. sayıda Bane'i Maximillian Zeus karşılıyordu. Mutlaka fark etmişsinizdir, Dante Alighieri'nin, İlahi Komedya'sından bir kısmı seslendiriyordu:



Adettendir, İlahi Komedya'dan bahsedeyim biraz. Eser, alegorik yapıda, Dante'nin çıktığı yedi günlük bir yolculuğu ele alıyor. "Karanlık Orman"da ne yapacağını bilemeyen Dante'nin karşısına Vergilius çıkar ve Cehennem, Araf ve Cennet'e olan yolculuğu başlar. Bizi ilgilendiren kısımsa Maximillian'ın okuduğu kısım; Inferno (Cehennem)

“Through me you pass into the city of woe: 
Through me you pass into eternal pain: 
Through me among the people lost for aye.

Justice the founder of my fabric moved: 
To rear me was the task of Power divine, 
Supremest Wisdom, and primeval Love. 

Before me things create were none, save things 
Eternal, and eternal I endure. 
All hope abandon, ye who enter here.”

Bu kısım, Cehennem'in üçüncü kantosunda (Vestibule of Hell) yer alıyor, Türkçesi de şöyle (1):

“Buradan gidilir acılar kentine,
buradan gidilir bitmek bilmeyen acıya,
buradan gidilir yitmiş insanlar arasına.

Adalet yol gösterdi ulu rabbime,
kutsal güç, yüce bilgelik, ilk sevgi
yarattı beni.

Benden önce her şey sonsuzdu; 
sonsuza dek süreceğim ben de.
İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu.”

Sayının sonunda Maxie Zeus, kapanışı William Blake'in (Dante'nin İlahi Komedya'sına dair çalışmaları bulunan ressam ve şair) "Cennet ve Cehennemin Evliliği" ile yapmış:



Rintrah roars and shakes his fires in the burden'd air;
Hungry clouds swag on the deep

Once meek, and in a perilous path,
The just man kept his course along
The vale of death.
Roses are planted where thorns grow.
And on the barren heath
Sing the honey bees.

Then the perilous path was planted:
And a river, and a spring
On every cliff and tomb;
And on the bleached bones
Red clay brought forth.

Till the villain left the paths of ease,
To walk in perilous paths, and drive
The just man into barren climes.

Now the sneaking serpent walks
In mild humility.
And the just man rages in the wilds
Where lions roam.

Cennet ve Cehennemin Evliliği'nin Türkçesi (2):

Kükrer Rintrah ve savurur ateşlerini kasvetli havada,
Derinlerde sürüklenir aç bulutlar.

Uysaldı eskiden ve adil insan,
Tuttu ölüm vadisi boyunca
Tehlikeli bir patikanın yolunu.
Güller dikilir çalıların arasına,
Ve kıraç fundalıkta
Vızıldar bal arıları

O tehlikeli patika yapıldı sonra, 
Ve bir ırmak ve bir pınar
Her uçuruma, her mezara, 
Ve kızıl balçıkla sıvandı
Ağarmış kemiklerin üzeri.

Kötü adam terk edene dek kolaylığın patikalarını,
Tehlikeli yollarda yürümek ve sürmek uğruna
Çorak iklimlere adil insanı.

Az bulunur bir tevazuyla
Sinsice ilerliyor şimdi yılan
Ve aslanların dolaştığı diyarlarda
Öfkeden kuduruyor adil insan

Şimdi elimizde olan şeyler şunlar;

İlahi Komedya'da, "Karanlık Orman" aklın çelindiği ve ahlak kurallarının önemsenmediği bir dönemi sembolize ediyor, yine İlahi Komedya'da, "Aslan" şiddeti simgeliyor. Bu doğrultuda Arkham Asylum, cehennem olarak niteleniyor (özellikle "İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu" bu bağlamda çok etkileyici - Dante'nin tasvir ettiği cehennemse katmanlardan oluşuyor) Bane'i de "Aslan" yani "Şiddet olarak ele almamız yanlış olmayacaktır.

Tabii Maxie Zeus'un,  William Blake'in eseriyle kapanış yapması, sadece Bane'i Aslan / Şiddet olarak görmemiz için değil, başka şeylere işaret edilmesi için de koyulmuş. Kitaptan bir alıntı yapmam durumu, benim yapamayacağım kadar açıklığa kavuşturacaktır:

"Karşıtlıklar yoksa ilerleme olmaz. Çekim ve  İtim, Akıl ve Enerji, Aşk ve Nefret, insan varoluşu için gereklidir. Bu karşıtlıklardan dinin 'iyi' ve 'kötü' dediği ortaya çıkar. İyi edilgendir, Akıl'a boyun eğer. Kötü, Enerji'den doğan ve etkin olandır. İyi Cennettir. Kötü Cehennem."

Batman akılcıdır, edilgendir (Blake'e göre "Arzu" kısıtlanınca insan edilgen hâle gelir - Batman edilgendir çünkü arzularını kısıtlamakta); yani iyidir. Oysa Bane şiddettir, dolayısıyla motivasyonu enerjiye dayalıdır. Enerji sonsuz hazdır (Burada şiddeti temsil eden Bane'e haz veren şeyin, güç olduğunu kabul edersek Venom da o hazzın dinamiklerinden oluveriyor bu denkleme göre)

Benim çıkarımlarıma göre bu iki eserin verilmesiyle, Tom King'in kafasındaki Batman evreninde, Batman ve Bane'in durumları konumlandırılmış, en nihayetinde de birbirinden bağımsız iki güç olamayacağı ortaya konmuş.

GÖRÜŞ

Toparlayacak olursak artık, I am Bane ilginç bir hikaye oldu. Batman'in kökenine yeniden göz gezdirdiğimiz, onun imkansızı gören değil de, kimsenin görmediği olanakları gören biri olduğunu, bu yüzden Batman olduğunu, niyetinde "salt" veya "saf" iyi olabildiğini gördük. Bane'e gelecek olursak, her ne kadar Bruce yaklaştırılsa da alt metinlerle karakterin hiç olmadığı kadar doldurulduğunu düşünüyorum. Yani bu arc, belki ilk okumada değil ancak üzerine düşününce gayet iyi bir hâl alıyor
9
HARİKA

1)Burada not düşmek istediğim birkaç nokta var; Tabii ki bu çeviri bana ait değil. Ben yazıyı yazarken elimdeki kitaptan yararlandım; Oğlak Yayınları - Rekin Teksoy çevirisi. (Ayrıca Divine Comedy olarak okuduysanız fark etmişsinizdir "Through me you pass into the city of woe(...)" bu kısım İtalyancadan İngilizceye çeviride bir takım varyasyonlar içeriyor. Konumuzla ilgili olaraksa, Tom King'in neden bunu aldığını bilemiyorum)

2) Cennet ve Cehennemin Evliliği, (The Marriage of Heaven and Hell, 1790) ben yine elimdeki kitaptan faydalandım. Yani Altıkırkbeş basımını kullandım. Ben yıllaar önce Kadıköy Akmar'da bir yerden almıştım, açıkçası yeni / güncel basımı ya da çevirisi var mı bilemiyorum. 


Riverdale dizisini izliyor musunuz? Ya da daha önce Archie çizgi romanlarını okumuş muydunuz? Eğer cevabınız evetse, Jughead karakterini tanıyorsunuzdur. Alakanız yoksa da kısaca bahsedelim, Jughead, Archie'nin en yakın arkadaşıdır. Hamburger yemeye bayılır ve genelde eylemsiz kalmayı, harekete geçmeye tercih eder. Kendisini merak ederseniz, Pop'ın hamburger dükkanında otururken bulabilirsiniz her zaman.

Archie Comics geçtiğimiz yıllarda bir yeniliğe gitti. Önce, yıllardır süregelen Archie çizgi romanını sıfırladılar ve baştan başlattılar. Hikayenin başına Daredevil, Flash gibi işleriyle tanıdığımız Mark Waid ile Saga'dan bildiğimiz Fiona Staples getirildi. Archie'nin parlak dünyasını eğlenceli bir şekilde anlatmaya başladılar. Daha sonra, Sex Criminals'ın çılgın çizeri Chip Zdarsky, okulun önünde burger yapıp satan ve okul yönetiminin aslında canavarlardan oluştuğu şeklinde bir komplo teorisine inanan Jughead'e bir seri yazdı. Betty ve Veronica'nın kendi serileri çıktı, Reggie Mantle'ın kendisine özel bir serisi çıktı ve büyümeye de devam ediyorlar.

Bunların yanı sıra, Archie Comics, yeni bir yayın serisi başlattı: Archie Horror! Archie'nin evreninde, korku hikayesi yazmaya başladılar. Afterlife with Archie serisiyle başladı her şey. Riverdale'de bir zombi salgını başladı ve Archie, yanındakilerle birlikte çok ürkütücü bir ortamda sağ kalmaya çalıştı. Daha sonra 90lardaki dizisinden hatırladığımız Sabrina, Chilling Adventures of Sabrina the Teenage Witch ile yine korkutucu bir cadılık hikayesi anlatmaya başladı. Hatta emin olun, bu işi American Horror Story Coven'dan daha iyi başardılar. Bu iki serinin başındaki isim Roberto Aguire-Sacasa, aynı zamanda Riverdale dizisini de yazmaya başlayınca serilerin son sayıları oldukça gecikti. İşte şimdi, Archie Horror'dan üçüncü bir hikaye çıktı: Jughead - The Hunger. Tek sayılık bir macera olan bu öykünün yazarı Frank Tieri, çizeri ise Michael Walsh. Hikayeden kısaca bahsettikten sonra değerlendirmesine geçeceğim. Eğer hikayeyi okumamışsanız, 40 sayfa civarında bir şey, mutlaka okuyun derim.

SPOILER uyarımızı verelim.


Hikayemiz gece vakti, Riverdale sokaklarında koşturan Miss Grundy ile başlıyor. Tam arkasını dönüp "Riverdale Ripper" isimli kişiyi atlattığını düşünürken bir canavar eli gelip Grundy'nin başını koparıyor ve yerde sürüklemeye başlıyor. Ertesi gün sahne bir restoranda açılıyor. Jughead, Archie, Betty, Veronica ve Reggie bir restoranda yemek yedikten sonra Archie'nin babasıyla karşılaşıyorlar. Herkes Riverdale Ripper'dan korkuyor. Jughead evine dönerken arkasından gelen Dilton'ın kokusunu alıyor ve Dilton onunla konuşmaya devam ederken bir anda duyuları artıyor ve kurt adama dönüşüyor. Sabah olduğunda üzerinde kanla uyanan Jughead, yatağının altında Dilton'ın kolunu ve gözlüğünü buluyor. Korku içinde Archie'ye koştuğunda, Archie, gözleri yaşlı bir şekilde bildiğini, gece olanları gördüğünü söylüyor. Ne yapacaklarını konuşurken Betty geliyor. Tam ona bir şey konuştuklarını söyleyecekken, Betty, Jughead'i yakaladığı gibi yere fırlatıp bir silah çıkarıyor. Öğreniyoruz ki Jones ailesi yüzyıllardır kurt adamlık belasına sahipmiş ve İngiltere'den Amerika'ya göç ettiklerinde de bu belayı yanlarında taşımışlar. Öte yandan her zaman Cooper ailesinden birisi kurt adama dönüşecek olan Jones'u öldürmekle yükümlüymüş. Riverdale'e Betty Cooper'ın ailesiyle taşınmasının sebebi de buymuş. Betty, Jug'ın kurt adama dönmesini bekliyormuş. Archie ve grubun içine de girmesinin asıl amacı buymuş. Archie, Betty'i durdurup bir ilaç olabileceğini söylüyor. Birlikte bir seradan bir bitkiyi Jug'a veriyorlar. Jug kısa bir süreliğine kurt adama dönse de kendine geliyor ve aylarca hiçbir şey olmuyor. Ta ki, Betty ve Archie bir gün Reggie'nin evine gidip onun aynı şekilde öldürüldüğünü görene kadar. Jughead ise çoktan köpeği Hot Dog ile kasabayı terk etmiş. Sayımız da burada bitiyor.


Archie Horror, beni bir kez daha hayranlık içinde bıraktı.

Jughead'in başına gelenler üzücü. Bütün Riverdale camiası içinde en sevdiğim karakter, belki de engel olamaz hamburger açlığı noktasında ortaklığımızdan olsa gerek Jughead Jones'tu. Afterlife with Archie'de kendisi daha ilk sayıdan zombiye dönüşmüştü. Şimdi de zavallı Jug, bir kurt adam oldu. Bu noktada, iki derginin aynı evrende geçmediğinin altını çizelim. Sabrina ve Afterlife with Archie aynı evrende yer alıyor öte yandan.

Sayıda karakterlerin çoğunu görmedik. Daha çok Archie, Betty ve Jughead odaklıydı. Belki de biraz zavallı Dilton. Sayının olumlu kısımlarına geçmeden önce tüm sayıda gördüğüm tek olumsuz kısımdan bahsetmek istiyorum: Çok kısa! Sayıya başladığımızda Riverdale Ripper'ın, 4. cinayetini görüyoruz. Bundan önce Pop ve Jug'ın kuzenini de öldürmüş örneğin. Ancak bunları görmüyoruz bile. Afterlife with Archie gibi, cinayetlerin başladığı zamandan itibaren hikayeye başlayıp devam eden bir seri olarak okumak isterdim Jughead the Hunger'ı. Tek sayı içinde çok fazla şey oluyor ve her şey oldukça hızlı gelişiyor. Jughead'in 3 kişiyi zaten öldürdüğünü görüyoruz, diğer 3 kişiyi de bu sayı içinde öldürüyor. Sayının bana göre tek olumsuz yanı da bu.


Öte yandan sayı tam olarak bir korku hikayesi sunuyor bize. Gizemli ve acımasız cinayetler, kurt adamlar, kendi halinde, olaylardan uzak bir kasaba ve kurt adam avcılarını görüyoruz. Okudukça daha da fazlasını istiyoruz. Betty'nin yine kurtarıcı rolünde olması güzel. Afterlife with Archie'de de kendisini iyilerin tarafında, sağ kalmaya çalışanların yanında çabalarken görmüştük. Jughead'in avcısı olması güzel bir detay. Özellikle Jones ailesini takip eden Cooper ailesi, Riverdale öykülerine hoş bir katkıda bulunuyor.

Frank Tieri, karakterleri çok iyi anlamış. Archie'nin, Jughead konusunda yapılması gerekenler için ikilemde kalması, Betty'nin durdurulamaz kararlılığı ve tabii ki Jughead'in yaşadığı dehşet, tamamen karakterleri iyi anlamakla sağlanan bir şey. Her ne kadar hepi topu 35-40 sayfa okusak da karakterlerin yapılarını bu kadar kısa bir sayıda çok net bir şekilde anlıyor ve geçmişlerinin daha da derine indiğini anlayabiliyoruz. Hiç Archie okumamış olsaydık, yine bunu algılayabilirdik.

Sayının hızı çok iyi ayarlanmış. Hiçbir şeyi geride bırakmadan, heyecan dozunu her zaman yüksek tutarak bir çırpıda biten bir hikaye yazmış Tieri ve Walsh. Özellikle sahnelerde kullanılan paneller, okuma keyfini daha da arttırıyor. Örneğin sayının başında, Miss Grundy'in başının kesilmesi, panel panel yere düşüp nihayetinde, Jughead'in elinde dolanması, nefes kesen bir sahneydi. Aynı şekilde Jughead'in kalp atışlarının hızlandığı sahneler ve kurt adam olduğunu yavaşça fark ettiği çift sayfalık görsel enfesti.

Michael Walsh, çizimde harika bir iş çıkarmış. Dee Cunniffe'nin renkleriyle ortamı sürekli gergin bir halde tutmayı başarabilmiş. Bana sayının çizimleri, Francesco Francavilla'nın çizim ve renklerini andırdı. Archie Horror'un genel renk temasının da artık kırmızı, mavi ve turuncu üzerine kurulu olduğundan hemfikiriz artık.

Sayının sonunda gördüğümüz Reggie'nin ölümü ve Jug'ın kaçışıyla, serinin devam edebileceğine dair ipuçları bırakılmış ancak muhtemelen devamı gelmeyecek.


GÖRÜŞ


Jughead The Hunger, muhteşem anlatımı, karakterlerin ve elementlerin çok iyi kullanımıyla, Archie Horror külliyatına harika bir ekleme oluyor. Her ne kadar çok hızlı bir öyküye sahip olup, görmek istediğimiz her şeyi tek bir sayı içinde sınırlandırsa da kendi içinde okunup keyif alınabilecek bir öykü sunuyor. 2017 yılında çıkan en iyi tek sayılık çizgi romanlardan birisi olduğunu söylersek abartmış olmayız.
9.5​
HARİKA​

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget